Tragedyalar, 1830 güzünde, yazarın kolera salgını çıkınca kapandığı yeni malikânesinde —Boldino, Nizhny, Novgorod— gözaltında geçirdiği bir küskünlük döneminde yazılmış. Onları Türkçeye çevirirken, önce seçilen kahramanları ve Puşkin in yaşamını düşündüm, aralarındaki ortak özellikleri saptamaya çalıştım. Yazarı da katarsak, bütün bu kahramanlar, kişisel özelliklerinden ötürü, yaşadıkları toplumun genel-geçer değer ölçülerine, ahlak anlayışına ters düşen kişiler; belki ele o yüzden kişisel tragedyalarını "gerçekleştirmek" zorunda kalıyorlar. Örnekse: Mozart, dâhilerin kötülük yapamayacağı inancını taşıdığından, Don Juan, çevresindeki herkesi kandıracak o kıvrak zekâya sahip olmasına karşın son anda açık sözlü davranmayı seçtiğinden; Albert, pinti bir babaya ruh cömertliğiyle karşı çıkan bir oğul olduğundan; Şenliğin Efendisi, dinsel baskıya boyun eğmeyecek bir ahlak anlayışını savunduğundan. Bu saptama, onları konuştururken nasıl bir Türkçe kullanacağım konusunda yol gösterdi. Puşkin in "baskı öğesi" olarak gördüğü kahramanlar, oldukça ağdalı bir dille konuştular —ama umarım Puşkin gibi bir dil ustasının yapıtındaki dil-bütünlüğünü zedelemeyecek ölçüde— Mozart, Don Juan, Albert, Şenliğin Efendisi ise Türkçe konuşurken resmi olmayan gündelik bir dil seçtiler.Böylelikle en azından yazarın amacına, yani şiirsel dille günlük konuşmayı bağdaştırma ilkesine bağlı kalmış oldum, oyun dilinin "hafif bir yapaylık"tan bir şiirsellik kazanacağı ilkesine de. Bu ilkelere bağlı kaldığım için, özellikle ölçülü-uyaklı bölümlerde çok zorlandım. Çünkü Türkçede zengin uyaklar, kullanıla kullanıla, bir çağrışım yaratmayacak kadar beylikleşmiş, bir şiir tadı yaratamayacak kadar yoksullaşmalardı, ister istemez yarım-uyaklara ağırlık verdim; yapaylıkla doğallığı dengelemeye çalıştım.Bu yapıttaki bütün oyunlar bir tür düello ya dayalı, Sovyet şair Anna Akhmatova, 1958 de yayımlanan bir yazısında Taştan Konuk taki özyaşam öğelere dikkati çekmiş. Veba ile kolera koşutluğunu düşünürsek, Puşkin in bu oyunlarda özyaşamını bolca kullandığını varsayabiliriz. F.F. Seeley, şöyle bir yorum getiriyor. "O dönemde Puşkin —evliliğin eşiğindeyken— bir öcden korkmaktadır: Kendisi o ana kadar Don Juan rolünü üstlenmiştir, ama bundan böyle Don Alvaro rolüne girmek, yani genç ve güzel karısının onurunu, onun deneyimsizliğine ve karşısına çıkabilecek Don Juanlara12
karşı savunmak zorundadır. Karısı Natalya, tıpkı Dona Anna gibi, annesinin isteğiyle sevmediği bir erkekle evlenmiştir. "Bu tragedyada kendini cezalandırmaktadır Puşkin." Gerçek yaşamda yaptığı gibi.Bir öngörü bu, acı bir öngörü, I937 de Çar ın bir komplosu sonucu, karısının onurunu korumak adına öldürülen Puşkin, bir gün öldürüleceğini mi seziyordu, yoksa düelloda öldürülebilir kişiliklerin —yaşamlarını dürüstlük, cesaret ve ataklığa dayandıranların— yazgılarını paylaşmak mıydı isteği? Shakespeare in kahramanları gibi farklı "bir tek zaaflarından ötürü tragedyalarına sürüklenen kişiler bulmayacaksınız bu yapıtta. Yazarları gibi onların da tek zaafları ortak: Erdemleri. Mozart ın "Don Juan" operasını da düşünürsek... Bu acı öngörü çağımıza kadar uzanmıyor mu?



