Siyahlı adam çölde kaçıyordu. Silahşor de peşindeydi. Bütün çöllerin tapınağıydı burası. Gök kubbesinin altında heyana doğru sankimilyonlarca kilometre uzanan dev bir düzlük Bembeyaz çöl. Gözlerikamaştırıyordu. Burada bir damla su bile yoktu. Çölün kendince bir özelliği olduğu söylenemezdi. Sadece ufukta hafif, beyaz sislere benzeyen dağlaryükseliyordu: Bir de şurada burada tatlı rüyalara, kâbuslara ve ölüme neden olanşeytanotu kümeleri görülmekteydi. Arada sırada karşılaşılan ve mezar taşlarını andıran levhalar yönü belirtiyordu. Çünkü kalın alkali tabakasını yaran bozukpatika bir zamanlar geniş bir şoseydi. Arabaların geçtikleri bir yol. Ama ogünler çok gerilerde kalmıştı. Zaman ilerlemiş, dünya da boşalmıştı.Silahşor sakin sakin ilerliyordu. Ne acele ediyor, ne de oyalanıyordu. Belineşişkin bir sucuğa benzeyen su tulumunu asmıştı. Hemen hemen doluydu tulum. Silahşor yıllar boyunca dönemlerinden geçmiş ve beşinci dereceye erişmişti. Yedinci ya da sekizinci dereceden olsaydı hiç...
Sayfalar bir kitabın üzerine tıkladığınızda sağ tarafta yer alacaktır.