Skip to main content

Posts

Showing posts with the label Necip Fazıl Kısakürek

Yeniçeri - Necip Fazıl Kısakürek

Bu eser, sadece Yeniçeriyi anlatmak için yazılmıs değildir. Bu eser, en fakir bedahet duygusunun bile kestirebileceği sekilde, tarihimizdeki Yeniçeri rezalet ve fecaatlerinin satıh üstü hikâyesi olarak kaleme alınmıs bulunmaktan uzaktır. Bu eser, dünyada ilk teskilâtlı, meslekî orduyu temsil eden Yeniçerilerin ise nereden baslayıp isi nerede bitirdiğini göstermek ve bunun ruhî ve içtimaî müessirlerini çerçevelemek gayesiyle yazıldı. Bu müessir, Đman ve Đslâm nurunun gönüllerde sararıp solması, Đman ve islâm vecd ve askının uçup gitmesi, Đman ve Đslâm ruh ve ahlâkının porsuyup kurumasından ibaret; ve Yeniçeri, bu korkunç tecelliyi göstermekte sadece bir vesile... Bir devirde, kal'anın tepesinde, basını kestiği prensin mızrak ucunda kafasını teshir ederek "Đste verdiği sözü tutmıyan beyin akıbeti!" diye bağıracak ve üzümünü yediği asmaların dibine parasını bırakacak kadar devlet gaye ve ahlâkına bağlı Yeniçeri, daha sonra Halife ve Padisahına hamam oğlanlarına mahs...

Vatan Dostu Sultan Vahidüddin - Necip Fazıl Kısakürek

Bu eser, 6-7 yıl önce bir gazetede tefrika edildi, pesinden kitap halinde çıktı; ve ne gazetede, ne de kitap olarak yayınlanmasından herhangi bir takibe uğradı. Fakat bir müddet sonra nereden ve nasıl geldiği belirsiz bir tepki neticesi, Vahidüddin'i temize çıkarmak Atatürk'e hakaret sayıldı, kitap toplatıldı ve mahkemeye iletildi. Mahkeme, müellifinin kendisini savunmaya bile lüzum görmediği, bu bakımdan hâkim huzurunda boy göstermeye ihtiyaç hissetmediği, dünya görüsümüze aykırı «bilirkisi»lerin de bir ağızdan suçsuz bulduğu bu eser hakkında bedahet üslûbiyle beraet kararı verdi. Fakat hüküm Temyizce bozuldu ve tam da mahkûmiyetin esiğine sürüldüğümüz bir anda, Af Kanunu isi kurtardı. Simdi eseri tekrar nesrederken su üç ölçüye dayanıyoruz: 1 — Bir seyi övmek, onun zıddını yermek değildir. Gündüzü medhetmekle geceyi zemmetmis olmak manası alınamaz. En iptidaî ve sadece hissiyle hareket eden bir toplulukta bile, hukuk anlayısı olarak böyle bir...

Tasavvuf Bahçeleri - Necip Fazıl Kısakürek

Zahir ilimlerinin, mevzu genisliği itibariyle tasavvuf ilmine nisbeti, bir damlanın bir deryaya kıyası gibi olduğu, bazı tasavvuf büyüklerinin açıkladıkları hususlardandır. Zira, tasavvufun mevzuu, yerinde de bahs ve zikrolunacağı gibi, meâl olarak, Allah’ın Zâtıdır. Öbür ilimlerin, mevzûu, ne kadar genis farzedilse de «mümkinât dairesi- olabilirler âlemi»nden dısarı çıkamaz. «vücup âlemi- olması gerekenler âlemi»ne nisbetle «imkân âlemi- olabilirler âlemi»nin ne olduğu, beyandan uzaktır. Su halde, tasavvuf ilmi, zevkî ve vicdanî olduğundandır ki, sanına lâyık bir sekilde kalemlerin diliyle yazılması ve insanların diliyle ifadesi mümkün değildir. Bununla birlikte, bağlıları tarafından pek çok kitap ve risaleler telif ve tertip edilmek suretiyle, imkân nisbetinde izahına gayret sarf edilmis, muazzam maksat ve meseleleri de onların sohbetleri esnasında beyan ve izah oluna gelmistir. Bu hususta, değisik derecelerde olan tasavvuf adamlarının, çes...

Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar-Necip Fazıl Kısakürek

Her milletten ve her cinsten mazlumları bir arada topla¬yıcı böyle bir eser, zannımca ilk defa tecrübe ediliyor. Onu bana yazdıran saik, kitabın (Ve...) baslıklı son faslın¬da kekelenmektedir. Öyle bir sâ ki, bu, (Sokrates)ten (Ve...)ye kadar belki her satırdan tütmekte... Evet, bu eserin her satırını buğulayan bir ruh var ki, renk, sekil ve hacim gibi, mücerret mânasiyle, bütün kitaba hâkim... Öyleyse eserdeki«müsah¬hasların çoğu birer bahane; ve her sey, Allanın «Đnsan ki, zalûm ve cehûldür, emaneti kabul etti» fermanına uygun olarak, tarihî zulüm ve mazlumluk dâvasını ve buna en yakısanıgöstermek için... Seçiniz, ayıklayınız, bulunuz ve görünüz! Esere ait bütün kıymet hükümlerini, her türlü değer ölçü¬sünün, bekçisiz ve koruyucusuz, uçup gittiği manevî bir yangın yeri arsasında rüzgâra salıveriyorum. Tesellim surada ki, basıbos ve serseri sanılan bu rüzgâr, kıvılcım ekilecek kalbleri seçmekte ustadır; o kalbler de, seçmekte, ayıklamakta...

Son Devrin Din Mazlumları-Necip Fazıl Kısakürek

Bu eser, «Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar» dan sonra beklenmesi ve ona eklenmesi gereken bir bahsi çerçeveliyor. Đmân ve ideal uğrunda umumî mazlumluk davasının çok yakından, öz hayatımızdan, yakın tarihimizden ele alınması ve hususî plânda gösterilmesi... Bu yakın tarih ve hususî plân, Đtti-had ve Terakki ile baslayıp Cumhuriyetle yerlestiğini gördüğümüz Đslâm nefretinin zeminini çizer ve o zemin üzerinde en kuduz zalim kılıcıyla düsürülen masum basların hikâyelerini anlatır. Bu hikâyeleri, zaman ve mekân sartlarına göre mümkün olabildiği kadar ifadelendirme ve mânalandırma yolunda elimizden geleni yaptık; ve sebep ve netice hükmünü, son zamanlarda inkisafına sahid olduğumuz Đslâm dâvasının dost ve düsman kutubları tanımak gibi bir borcu yerine getirmeleri kaydiyle okuyucunun takdirine bıraktık. Allahtan, mazlumluğumuza nihayet verecek sabahın nurlu safağını diliyoruz. N. F. K.

Reşahat - Necip Fazıl Kısakürek

Tasavvuf hikmetleri ve Evliya menkıbelerinin iki ana eseri vardır : Biri Mevlânâ Câmi Hazretlerinin «Nefahat», öbürü de Seyh Safiyüddin Hazretlerinin «Resahat» isimli kitapları.Bunlardan ilki, «Halkadan Pırıltılar» isimli eserime malzeme kaynağı teskil eder ve o kaynaktan söz ettiğim zülâl, benim ruh kabımda sekillenir, renklenir ve böylece aldığım, aynen isimlendirdiğim ve sadece özlestirip istiklâlli bir mâna kazanırken, «Resahat» asliyle sadelestirdiğim bir nevi tercüme denemesi oluyor.Fakat öyle bir tercüme ki, müellifini benim Türkçem ve üslûbumla ifadeye davet eder gibi bir sey.. Seyh Safiyüddin hazretlerinin : «Biçare Safî, sen tek ayağı yanmıs bir köpeksin ki, Üç ayağınla o sanlı kervanın ardında kosmaktasın» diye anlattığı gerçek hayat kahramanının arkasında, ben de Seyh Safî'den sonra gelen köpeğim... N. F. K.

Reis Bey Ve Parmaksız Salih - Necip Fazıl Kısakürek

Mutlak Đman halinde (tez)lerın (tez)ine sahip olan biz, tiyatrodan üstün ve dokunaklı âlet kabul edebilir miyiz? Edemeyiz ama iste -hamdolsun- o mutlak iman yüzünden bugünkü Türk (!) Tiyatrosu bize kapılarını kapatmıs bulunuyor; biz de ona, yerle göğü birbirine katacak olan tiyatromuzla karsılık veremiyoruz. Dedik ya, Đstikbâli ve bu arada istikbâlin aktörünü bekliyoruz...

Rapor Cilt 2 - Necip Fazıl Kısakürek

«Rapor 1» çıkalı birkaç mevsim geçti. Bu arada köprü altından geçen sular bize nice (mesaj) la tasıdı ve «Büyük Doğu» mevzuunda su son kararı telkin etti «Büyük Doğu» çıkamaz! Onun, günlük, haftalık, aylık vesaire, bunca kötü özentileri ve taklitçilerinin ortalığı marsık dumanına boğduğu ve bir türlü alevlenemediği hen¬gâmede, o mücerret bir ısık fıskiyesi ve münezzeh bir fikir çakıntısı gibi, bulutların üstünde ve kitaplık tecelli plânın¬da kalmalı ve yere inmemelidir. Günlük hadiselerin, patla¬mıs (kanalizasyon) boruları halinde meydan yerini pisliğe boğduğu sartlara karsı da ana dâvanın müdafaalarını ve temizlik isçiliğini iste bu «Rapor» larla yürütmeli ve sağlı, sollu, topyekûn verim gücünü kaybetmis bu diyarda, muh¬tesem bir (solo) ve sultanî bir inziva (yalnızlık) edasına bürünmekten baska yol tanımamalıdır. Evet; karar budur; ve artık müzminlesen bünyelesen bu vaziyet karsısında baska her davranıs helak olmaya mah¬kûmdur.

Rapor Cilt 1 - Necip Fazıl Kısakürek

Dört-bes yıldır ?.si kitaba döktükten sonra ani bir zevkle kanatlandım ve yakınlarıma Büyük Doğu'yu çıkarma kararında olduğumu bildirdim. Hattâ onun, son¬radan radyo, televizyon, gazeteler ve afislerle haberini du¬yurmak üzere, karton üstüne basılı, vitrinlik ilânlarını da yaptım. Bir ân için eski tecrübe ve hatıralarımı unutmuscasına,büsbütün gençlerden, olgun gençlerden ve orta yaslı¬lardan, hâsılı bizimle aynı kaynaktan su içmis kalbur üs¬tü kimselerden 35 kisilik bir de kadro tertipledim.Daha ilk hazırlık tecrübelerimde aklım basıma geldi. Kanatlarım düstü, iç ve dıs manzaramız bana dehset ver¬di. Altun dolu avuçlarımda birdenbire hiçbir seyin kalma¬dığı hissiyle rüyadan uyanmıs gibi oldum. Bu defa hemen karar mührümü bastım:Büyük Doğu çıkamaz! Memleket ve meydan, Bü¬yük Doğu gibi, 30 küsur yasımda ele alıp 60 küsur yasıma kadar sürdürdüğüm mekteplik çapta ve tarihî değerde bir (organ) a lâyık sartların

Peygamber Halkası - Necip Fazıl Kısakürek

Peygamber Halkası" deyince, Veda Haccında Allah Resulünün hitab ettikleri yüz bini askın Sahabîden hiç olmazsa yüzlercesini demetlemek gerekirdi. Halbuki bu kitapta, alınlarında Sahabîlik nurunu tasıyan ebediyyet kahramanlarından niceleri, hiçbir tercih ölçüsüne vurulmaksmn gösterilememis ve "artık gerisini siz hayâl edin!" gibilerden pek azı örneklestirilebilmistir. Eğer bu eserde Sahabî keyfiyetinden bir pırıltı verilebilmisse ne mutlu kalemimize!.. N. F. K.

O ve Ben Necip Fazıl Bütün Eserleri 6 - Necip Fazıl Kısakürek

Hayatını, Abdülhakîm Arvasî Hazretleri’ni “Tanıyıncaya Kadar” ve “Tanıdıktan Sonra” diye iki ana bölüme ayıran Necip Fazıl, Efendisine doğru kendisini cezbeden hâdiseleri de mânâlandırdığı otobiyografik eseri “O Ve Ben”i 1975′de şöyle takdim etmiştir:“Bu eser, dünyaya gelişimden bugüne kadar en hususî renkleri, çizgileri ve sesleriyle hayatımın hikâyesi ve asıl O’nu tanıdıktan sonra mânasını anlamaya başladığım vücut hikmetinin bende tecelli eden yakıcı ifadesidir. Bu bakımdan, kendilerini görünceye kadar malik olabildiğim birbuçuk esere nisbetle bugün 60 cildi aşan ve hepsini birden o nura borçlu bildiğim eserler arasında, şimdikini, baş köşeye oturtulması lâzım ve en mahrem iç ve dış iklimlere doğru bir belirtiş olarak takdim ederim.”Kitap, 1965 senesinde “Büyük Kapı” ismiyle yayınlanmıştır. KONAK Çemberlitaş’ta, Sultanahmet’e doğru inen sokaklardan birinde, kocaman bir konakta doğmuşum…Harem ve selâmlık halinde iki kapılı, dört katlı ve bilmem kaç odalı bu konak, içinde, yakıcı h...

Necip Fazıl Kısakürek-Necip Fazıl Kısakürek Hayatı

Maraş'lı bir soydan gelen Necip Fazıl'ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı.Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal,Ahmet Hamdi(Akseki),İbrahim Aşki gibi isimler vardı. İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi FelsefeBölümünde okudu Paris'te geçen bohem günlerinden sonra,Türkiye'ye dönüşünde Hollanda,Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Bir Fransız okulu,Robert Kolej,İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı,Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde hocalık yaptı(1939-43).Sonraki yıllarında fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.

Moskof-Necip Fazıl Kısakürek

Moskof», eski tarih kitaplarımızda «Moskulu» diye anılan mücerret Rus tipinin tiksinme edalı ismi...Bu kelimenin. Türk ruhuna göre anlamını kuzuya asılayacak olursanız, hatırına, disleri kan içinde kurt gelir. Piliç sansarı, geyik de yılanı hatırlar. Đsmine «tabiat» dedikleri su hilkat tablosuna bakınız: Orada hersey, dağıldığı sayısız nev'iyetler içinde, yakınlık ve uzaklık, eslik ve aykırılık olarak iki ana kadroda... Bu kadrolar, madde değil,mâna sınıflarıdır ve hilkatin «esya zıtiariyle belirir» kanunu dile getiricidir. Gece ve gündüz, ak ve kara, su ve ates...Đste, tabiatte hersey, hususiyle keskin bir nitelik ve kisilik gösteren her varlık, yakınlarına dost ve uzaklarına düsman iki grup temsil ederken, banların zat ve sıfatlan da sonu gelmez ve mutlak mmânada bans kabul etmez bir muharebe içindeuir. Dünya budur, böyle kurulmustur ve böyle gidecektir. Maddeler ve mânalar, insanlar ve dâvalar arasında olduğu gibi, toplumlar ve milletler arasındaki zıthğa, buz dağı ve yanar...

İhtilal - Necip Fazıl Kısakürek

Yeryüzünde ihtilâl, insanoğluyla beraber baslar.Yirmibirinci Asra doğru dünyaya sığmayacak kadar ürediği görülen insanoğluna, en basta, doğrudan doğruya ilk insan, babasız ve anasız Adem Peygamber, ilk tevhid ve hakikat vahidini temsil edici nirengi noktasıdır. Đnsanoğlunun,üreyisinde kendisinden hiza ve istikamet alacağı ilk müspet ve hak kutup...Âdem Peygamberde ilk insan ve resul birlesiyor, insan,Allah’ın habercisi ve Allah ile kaim hakikatin arayıcısı olarak dünyaya ayak basıyor. Ondan sonra da bu hizayı ve istikameti bozacak soyu ve koluyla insanoğlu baslıyor. Böyle!... Âdem Peygamberden sonra, bu ilk müspet ve...

İdeolocya Örgüsü - Necip Fazıl Kısakürek

Koskocaman, top seklinde bir yumak gibi iplik iplik sarılı, kangal kangal bükülü, ilk ucundan son ucuna kadar üstüste devsirili; dısarıya doğru lif lif dağınık ve içeriye doğru kol kol toplu, muhitte nâmutenahî çok ve merkezde nâmutenahî tek; ve nihayet gelmis ve gelecek zaman boyunca bütün esya ve hâdiseler zeminini avlamaya memur bir fikir ağı halinde düğüm düğüm çerçeveli bir manzume... Yekpare bir inanıs, görüs ve ölçülendiris manzumesi... Đsmi de BÜYÜK DOĞU...Büyük Doğu?.. Bildiğimiz doğus hâdisesine bağlı bir delâlet mi?.. Yoksa mâlum Sark dünyasına mı isaret?.. Birincisiyle beraber, yahut birincisinin içinde ikincisi!.. bu isim, sadece doğus mânasına kabuğunu çatlatan tohumun kıvılcımlı nefesiyle pembelesmis bir ufuk  üzerinde, asıl Doğu âlemini, kubbe ve servi, saray ve künbed, kemer ve harabe, bütün dıs çizgileri ve iç nakıslarından kucaklamakta... Bir aradaki bu çiftte delâletten sonra da, bütün insanlığa örnek olmak dâvasiyle, onların da üstünde ve günes gibi topyek...

İbrahim Ethem - Necip Fazıl Kısakürek

Bilmeyin, daha iyi!..Bakın sizi saraya niçin çağırttığımı söyleyeyim! Avda basıma gelen o hadiseden sonra, su dervislik meselesi fena halde takıldı içime... Kadı " Garip halli iki dervis " diye haber gönderince, dayanamadım,sizi yakından görmek istedim. Gece vakti sizinle bas basa konusayım dedim. Belki ötelerden üzerinizde bir ısık püskürtüsü vardır diye düsündüm. (Değneğini iki ucundan kavrar, yay gibi gerer ve bir ân, düsünceli, bekler) Ama yanılmısım; Camide söylediklerinizin bana ait tarafı, sizin fikriniz, görüsünüz değil:.. Söyleyene bakmıyorum, söyletene bakıyorum..

Esselam-Necip Fazıl Kısakürek

Muhal farz... Dünyada mevcut ne kadar insan varsa inkâra sapsa... Hayvanlar, nebatlar, cematlar da dile gelse ve bunlar da aynı inkâr sesini bestelese... Fezanın dibi ölçülse ve dibinin dibindeki dipten ilerisinin de tasavvuru kabil olmayan hesabı verilse... Her madde ve her hâdise, vücut hikmetini, “niçin”ini, “nasıl”ını ve “neden”ini mutlak bir anlatısla anlatsa ve bütün bunlar inkârı gerçeklestirmek için olsa... Muhal farz dedim ya; aslında onun emriyle var olan yokluk, var olan varlık gibi dile ve harekete gelse de kendisiyle beraber varlık adına tek sey, tek ümit, tek vücud bırakmasa...Ölüme çare bulsalar, yıldızları bozuk para diye harcasalar, günesi idare lâmbası gibi kullansalar, mesafeleri dondurup yekpâre bir elmas halinde hâkimiyet tacına oturtsalar ve bu tacı benim basıma geçirseler... Dilim, hafızam, akrabam, vatanım, hatıram, hiçbir seyim kalmasa... Benim, evet bizzat benim ayaklarımdansaçlarıma kadar her zerrem kendi aleyhime d...

Dünya Bir İnkılap Bekliyor - Necip Fazıl Kısakürek

Aziz gençlik! Ve Türkiye'nin düne kadar perisan -vaziyeti karsısında acıların en derinini çeken mustarib mü'minler! Sizi bağların en sağlamı bu ıstırap hâldaslığı içinde muhabbetle selâmlarım. Sizi böyle bir baslangıçla selâmladım. Çünkü, çok çetin bir dâva karsısındayız. Bugün dünya, bütün bu gördüğünüz medeniyet dedikleri kesiflerin kivrantısını temsil eden devlerle, o devlerin hâlâ yüzlerce sene arkasından gitmeye çalısan, çırpınan cücelerden ibaret bir âlem... Devler kıvranıyor, cüceler çırpmıyor! Ve tarihin en büyük iman devini temsil eden Türk, bugün cüceler dünyasının en mustarip cücesi hâlinde kendisini toparlamaya çalısıyor.Kendi kendimizi, böylece pençemizi bağrımıza atarak ve ciğerimizi kanatarak görelim; aynanın karsısına geçmeyi bilelim. Hadislerin en büyüklerinden biri: «Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz!»Ne gariptir ki, bu devler ve cüceler, ama kıvranan devler ve çırpınan cüceler dünyasında, yi ne dünyanın beklediği en ...

Çöle İnen Nur - Necip Fazıl Kısakürek

1950 yılında kaleme almaya basladığım, "ÇÖLE ĐNEN NUR" diye isimlendirdiğim ve baslangıcının baslangıcım bile gözönüne seremediğim, 1952 günlük (BÜYÜK DOĞU) gazetesinde "ALLAHIN SEVGĐLĐSĐ" adiyle ancak pek kısa bir parçasını nesredebildiğim, 1956 (BÜYÜK DOĞU)larındaysa "O" ismiyle yeniden ve bambaska sekilde ele aldığım ve yine çok kısa bir kısmım arzedebilip yine yarım bırakmak zorunda kaldığım, nihayet 1957 hapsimde tamamlayabildiğim, 1958 haftalık (BÜYÜK DOĞU)larında tekrar ve sadece ilk... kısımlarını gösterebildiğim; son hapsimin basında, dizgi, tertip ve baskısında pek çok yanlıshklar ve atlamalarla kitap haline getirildiğine sahit olduğum, bir türlü kemal ve ikmaline ait maddi ve manevi sartları nefsimde toplayamadığım ve nihayet son hapsim içinde, ismi ile beraber, harf harf, kelime kelime ve bahis bahis üzerinde isleyip nihaî sekil, ruh ve adına kavusturabildiğim gaye - eserimi bu kitapta takdim edebiliyorum. Hak, sevgilisi askı...

Aynadaki Yalan - Necip Fazıl Kısakürek

Sapsal bir biçim, bos veren bir edâ... Güya kendinden habersiz ve yapmacıktan uzak... Ama sahte,sahte üstü sahte... Her çizgisi, her hareketi, ortada görünmez bir rejisör elinden çıkma... Hani su(blucin) dedikleri, balıkçı pantolonu vârî, Moskof veAmerikan melezi sıkı kılıf var ya?.. Su, dizden yukarı ön tarafının rengi kasten uçurulmus ihtilâlci pantolon?.. Darlığı ve bazı noktalardaki uçukluğu yüzünden vücudu kapamaya değil de hayal ötesi açmaya, çıplaklıktan daha ileri yorumlamaya yarayan kılıf?.. Öyle uygun ki, solcu kızın mizacına!.. Ve... Ve mahsus bakımsız saçlardan, boyasız dudaklara, en basit mimiklerden en hurda muaseret tavırlarına kadar her hareketin ölçüsünü kaydeden bir lûgaritma tatbikçiliği...Sunu demek ister: «Ben kendimle, ferdiyetimle mesgul değilim! Nefsimden habersizim ve olduğum gibiyim. Yahut: «Günes altında toprağa uzanmıs, kıçını yalayan bir köpek kadar tabiiyim!»... Ne alçak samimiyet hilesi!.. Lûgaritma icabı... Bütün dâva, güzellik ve disilik büyüleri...