Skip to main content

Posts

Showing posts with the label peyami sefa

Fatih Harbiye - Peyami Safa

Birbirinden giderek kopmaya ve birbirini reddetmeye başlayan iki hayat tarzı arasında yaşanan çatışma ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Tramvay yoluyla birbirine bağlanan ama birbiriyle bağdaşması mümkün olmayan iki semt: Fatih ve Harbiye. Bir genç kızın bu ikisi arasındaki gelgitleri, madde ile mana, albeni ile muhteva, göz ile kalp arasındaki çırpınışlarının hikâyesidir.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu - Peyami Safa

Yalnız ve hasta bir çocuğun çocukça aşkını ve ızdırabını; mesut olmak isteyen bir genç kızın temiz sevgisini; inanmak arzusu bütün benliğini saran bir insanın kuruntularını ve çıplak hastane duvarlarında yankılanan sessiz hıçkırıkları anlatır. Peyami'nin kendi geçmişinden izler taşıyan bu romanda mutluluğu ve felaketi aynı etkileyicilikle anlatma gücüne hayran kalacaksınız.

Cingöz Recai - Mişon'un Definesi - Peyami Safa

Mişon’un Definesi: Cingöz Recai işsiz güçsüz, evinde otururken gazetede bir haber görür. Mişon adında yaşlı bir Yahudiye on yıl evvel babasından altın kalmıştır. Ancak bu yaşlı adam çok cimri olduğundan dolayı altının tek bir tanesine dokunmayıp evine saklanmıştır. Ancak ölüm döşeğinde olamasına rağmen kimseye altınların yerini söylememektedir. Cingöz ise gözünü bu altınlara dikmiş, Mişon’dan onları çalmak için plan yapar. Bodrumda Kalanlar: Cingöz adamları ile birlikte denizden Çengelköy’deki İhsan Paşa yalısını soymaya giderler. Yalıyı soyarlar ancak giderlerken, yalının sahibi İhsan Bey’i de yanlarına götürürler. Sabah ev ahalisi durumu müdüriyeti arayarak haber verir. Mehmet Rıza, olayı incelemeye köşke gelir.

PEYAMI SAFA BIR AKŞAMDI

İstanbul -1999 TJ ATIRLIYOR... Bir akşamdı... Oda loş... Kafes delik-Xileri mavi... Gündüzün son ışıklariyle beraber, sanki, odadan eşya da çekiliyordu: Levhalar, duvarların kararan zeminine batıyorlar, minderler sönüyor, iskemleler dağılıyor, ve hepsi, buğulanarak şekilsiz bir uçuşla kayboluyorlar. Minderin köşesinde oturan babası, bir öksürükten sonra ileri fırlayan başını hâlâ doğrultamamış, iki büklüm, yüzü gittikçe kararıyor ve siyah ceketinin rengini alıyordu. Her şeyi koyu kurşun renkli bir buğu kaplamıştı.