Skip to main content

Posts

Showing posts with the label Felsefe

Olasılıksız - Adam Fawer

Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar? Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parka baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mı yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘OlasılıkSız’ tam size göre bir roman..

Mehmet Emin Özafsar Oryantalist Düsünceye Itirazlar

Bu kitap dört ayri makaleden olusmaktadir. Makaleler, Hadis ve Sünnet sahasinda yaklasik bir asirdir oryantalist tetkiklerde egemen olan yaklasimla ilgili degerlendirmeleri içermektedir. Bu makalelerden ilki 'Bati Bilinçalti ve Oryantalist Mesâi basligini tasimaktadir. Diger üç makaleye gelince; ilki Prof. M. Musta el-Azamî'ye aittir ve 'Müstesrik Schacht ve Nebevi Sünnet' basligini tasimaktadir, isminden de anlasilacagi üzere makale, spesifik olarak Schacht'in 'The Origins of Muhammadan Jurisprudence (Oxford-1950)' ve 'An Introduction to Islamic Law (Londod-1964 ve 1966) adli eserlerinde ortaya koydugu Hadis-Sünnet konusundaki tezlerinin tenkidine tahsis edilmistir.

Cevat Rıfat Atilhan Menemen Hadisesinin İç Yüzü

Merhum her eserinde olduğu gibi; bu eserinde de tarihçe ve milletçe âdeta meçhul kalmaya mahkûm edilmiş olan «meş'um Menemen faciası» nı o yılların gerçek bir görgü şahidi olarak ele almış ve millî tarihimize en büyük hizmeti ifa etmiştir. Bizlere bu eseri hayatının âdeta en son mümtaz hâtırası gibi yazdıktan sonra aramızdan ayrılarak ebedî hayatına ve makberine göçmüştür. Büyük dâvanın ulu öncüsü merhum General Cevat Rıfat Atilhan'a yüce Allah'tan bol bol rahmet niyaz ederken,bu eseri neşrederek millî tarihimize gerekli ve zarurî hizmeti ifa ettiği için Atillâ Atilhan beye de alenen candan, samimî teşekkürlerimizi sunar ve Allahtan hayatta meşruiyetine inandığı fikirlerin ilâ nihaye müdafaası için inayet niyaz ederiz. Ahmet KAYIHAN Mayıs - 1968

Kendi Anlatımlarıyla Duayen Gazeteciler

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde Gazetecilik Bölümü'nün öğrencilerinin uygulamalı derslerinin sorumlularından Prof. Dr. Haluk Geray ile Öğretim Görevlisi Süleyman Coşkun'un başlattıklar Ankara'daki "bizden önceki gazeteciler" ile görüşmeler yapılması iyi sonuçlar verdi diyebilirim. Bu kitap Haluk Geray ve Süleyman Coş-kun'un yüreklendirmeleriyle öğrencilerimizin çabaları sunucu gerçekleşen 20 görüşmeden oluşuyor Görüşme yapılan 20 gazeteciden 2 tanesi Ankara'da kadın gazeteci olarak öne çıkan Emel Aktuğ ve Jülide Gülizar. 7 tanesi ise 1965'te eğitime başlayan AÜ SBF BYYO'dan gazeteci kontenjanı ile eğitim gören gazetecilerimiz Yılmaz Gümüşbaş, Orhan Tokatlı, Turgay Ûçöz, Salih Erdem, Güngör Yerdeş, Fahrettin Gülseven ve Ayçan Giritlioğlu. 20 gazetecinin hepsi 20. Yüzyılın ilk yarısında doğmalarına rağmen kendi çaplarında önemli insanlar. Mesleklerini sevmiş, başarılı olmak için çalışmış gazeteciler. Aralarında gazetecilik dünyasınd...

Iris Murdoch Ateş ve Güneş

İlk ağızda şunu söyleyelim ki, elbette Platon bütün sanatçıları siteden kovmadı ya da herhangi birini kovma fikrini her zaman ortaya atmadı. Devlet (398 a) adlı yapıtında yer alan unutulmaz bir pasajda, dram şairi ideal devleti gezmeye kalkışacak olursa, kendisine sınıra değin nazikçe eşlik edileceğini söylüyor. Iris Murdoch Ateş ve Güneş Başka bir yapıtında ise daha az nazik Platon. Yasalar’da titiz bir sansür sistemi öneriyor. Baştan sona değin bütün yapıtlarına dağılmış olarak, sanatlarla uğraşanlara yöneltilmiş sert eleştiriler, hatta acı alaylar var. Bu, şaşırtıcı bir tutumdur ve bir açıklamayı gerektirir gözüküyor. Ancak, ilginç bir soru gibi gözüken şey, ilginç olmayan bir yanıtla karşılaşabilir. (s.7) Platon'un sanata niçin bu kadar düşmanca baktığı sorusuna verilmiş oldukça açık yanıtlar vardır. Iris Murdoch Ateş ve

Jacob Bronowski İnsanın Yükselişi

İnsanın Yükselişi adlı bu çalışmanın UK taslağı 1969 Temmuz'unda yazıldı ve belgeselin son bölümü 1972 Aralık'ında çekildi. Olağanüstü heyecan verici olmakla birlik­te, böylesine büyük bir girişime geçilmesi kolay olmadı. Bu girişim, zihinsel ve fiziksel bakımdan bitmek bilmez bir ça­bayı ve insanın kendisini bütünüyle bu işe vermesini ge­rektiriyordu. Bunu zevkle sürdürebileceğimden emin ol­mak zorundaydım; örneğin henüz başlamış olduğum araş­tırmaları bir yana bırakmak zorundaydım. Zorluklanna rağ­men beni bu çalışmaya iten nedenleri açıklamalıyım. Son yirmi yıl içinde bilimin doğasında derin bir değişik­lik oldu: İlgi odağı fizik bilimlerinden hayat bilimlerine kay­dı. Sonuç olarak, bilim kişiliğin incelenmesine giderek da­ha çok eğilir oldu. Ama dıştan bakan bir gözlemcinin, bu gelişmenin, bilimin oluşturduğu insan imgesini değiştirme­ de ne derece etkin olduğunu bilmesi pek mümkün değildir. Fizik eğitimi görmüş bir matematikçi olarak, eğer beni Orta Çağ'daki haya...

Richard Dawkins Gen Bencildir

Şempanze ve insanın evrimsel geçmişlerinin yaklaşık yüzde 99,5'i ortaktır; yine de birçok mantıklı insan şempanzeye eğri büğrü, insanla ilişkisiz, tuhaf bir yaratık olarak bakar ve kendisini Mutlak Yaradan'a erişme yolunda bir basamak taşı olarak görür.Richard Dawkins Gen Bencildir Evrimci için böyle bir şey olamaz. Bir türü, diğer bir türden üstün kılacak hiçbir  nesnel dayanak yoktur. Şempanze ve insan, kertenkele ve mantar, hepimiz, üç milyar sene kadar önce doğal seçilim olarak tanıdığımız bir süreç içerisinde evrimleştik. Her tür içerisinde, kimi bireyler diğerlerinden daha çok sayıda, yaşamını sürdürebilen döl vermişlerdir.Richard Dawkins Gen Bencildir Buna bağlı olarak da, üreme bakımından başarılı olan bireyin kalıtsal  özellikleri (genler), bir sonraki nesilde sayıca artmıştır. İşte bu doğal seçilimdir (Genlerin farklı, gelişigüzel olmayan üremesi). Bizi doğal seçilim inşa etmiştir ve eğer kendi kimliklerimizi kavrayabilmek istiyorsak anlamamız gereken de bu doğal s...

Alfred Bester Anarşist

Patlama! Sarsıntı! Kasanın kapıları parçalanarak açıldı. Paralar yağma edilmek,çalınmak, ganimet olarak alın* mak üzere sıra sıra istif edilmişti. Kim o?Kasanın içindeki kim? Oh, Tanrım! Suratı Olmayan Adam! Bakıyor. Gölge gibiduruyor. Sessiz. Korkunç. Kos... Koş...Koş, yoksa çiçek yüzlü, şahane vücutlu latif kızı kaçı* racağım. Koşarsam vekt sm var. Fakat bu kapının bekçisi değil. Oh, Tanrım! Suratı Olmayan Adam. Bakıyor.Gölge gibi duruyor. Sessiz. Haykırma. Haykırmayı bırak...Fakat haykırmıyorum. Işıklar yanarken ve müzik çalarken pırıl pırıl yanan birsahnede şarkı söylüyorum. Fakat am^de kimseler yok. Derîn gölgeli bir uçurum...boş, ama bir seyircisi var. Sessiz. Gözlerini dikmiş bakıyor. Gölge gibiduruyor. Suratı Olmayan Adam.Ve bu kez çığlığı duyuldu.Ben Reich uyandı.Kalbi küt küt çarparken hİdropatik yatağında sessizce yattı ve gözleri sükûnetarayarak odadaki eşyaların üzerinde

William Irvin Matrix ve Felsefe

Matrix Üzerine Düsünceler Siz olsaydınız hangi hapı seçerdiniz; kırmızıyı mı, yoksa maviyi mi? Cahillik mutluluk mudur, yoksa -ne olursa olsun- hakikati bilmeye deger mi? Matrix'i seyrettigimizde aksiyon ve özel efektlerden etkilen dik, ayrıca zihnimiz sorularla   doldu.Yoksa biz de mi Matrix'in tutsaklarıy dık? Bu film bir Hıristiyanlık propagandası mıydı? Yoksa Budist bir film miydi? Gerçekte bir kasık var mı?King's Üniversitesi'ndeki ögrencilerimden Adam Albert, Matrix'e ilk dikkatimi çeken kisi oldu. Descartes'in kötücül bir cin veya bir düs tarafından aldatılması ihtimali üzerine düsünceleri ile film arasında ki baglantıyı hemen görmüstü. Benim kendi tecrübelerimle ögrenci min-ki, dünyanın çesitli yerlerindeki felsefe profesörleri ve ögrenci leriyle aynıydı. Hatta PhilosophyNow dergisi ögrenciler arasında bir kompozisyon yarısması düzenledi: Konu: Hangi hapı seçerdiniz? Niçin?Bu kitapta profesörler ögrenci lerinin açtıgı yolu izliyorlar. Her yazar filmin ...

Wilhelm Reich Dinle Küçük Adam

DİNLE KÜÇÜK ADAM, bilimsel bir belge değil, konusu insan olan bir çalışmadır. 1954 yılı yazında, yayımlanma amacı güdülmeden, Acun-sal Yaşam Enerjisi Kurumu Belgelikleri için yazılmıştır. Bu kitap, birkaç onyıl boyunca, sokaktaki Küçük Adamın kendine neler yaptığını önce çocuksu bir saflıkla, daha sonra büyük bir şaşkınlıkla ve nihayet dehşet içinde izleyen bir doğabilimci ve tıp doktorunun içindeki fırtınaların ve çatışkıların ürünüdür: Sokaktaki Küçük Adam, nelere katlanmak durumunda kalmakta, nasıl isyan etmektedir? Düşmanlarını el üstünde tutmasının, dostlarınıysa öldürmesinin sebepleri nelerdir? Bu Küçük Adam, «halkın bir temsilcisi» olarak, belli bir gücü ele geçirdiği durumlarda bu yetkisini nasıl boşa harcamakta, ziyan etmekte, yanlış kullanmaktadır? Neden, aynı gücü daha önce elinde bulunduran ve onu, Küçük Adamı ezmek için kullanan üst tabakaların sadist bireyleri gibi davranmakta, eline geçirdiği o yönetme gücünü nasıl

Tyanalı Apollonius Yoksul Tanrı

Tyanalı Apollonius'un yaşam öyküsünü çocukluğumda "büyüklerimden" dinlemiştim. Bana bu dinlediklerimden hiç kimseye söz etmemem gerektiği de tembihlenmiş-ti. (1951)Kemerhisarlı Apollonius'un "hayatını" yazmayı hep istedim.Son 35 yıl içinde belge ve bilgi topladım. Çocukluğumda dinlediğim Apollonius'un ya da Araplar'ın arasındaki adıyla Balinius/Balyonos'un olağanüstü yaşamını yazmak altmış yadımdan sonra nasip oldu. Buna da şükür. Bu olağanüstü ermişin Türkiye'de ilk kez yayınlanan hayatı ve eserleri umarım ilgi çeker. Kaldı ki, Apollo-nius, bizden biridir.Anadolulu bilge bir kişidir. Apollonius'un doğum yeri olan Tyana Kenti, Antik dönemde Geç Hitit İmparatorluğu'nunBaşkenti olan Tuvana idi. Dolayısıyla ataları itibariyle Apollonius, son/geç Hititler'le bağlantılıydı. İşte bu geç Hititli ermiş önümüzdeki yıllarda özellikle Hıristiyan Alemi'nde adından en çok söz edilecek kişidir. Bu kitap yazarlık yaşamımın 40. yılında h...

Tommaso Campanella Güneş Ülkesi

Tommaso Campanella (1568-1639), düşüncelerini yirmi yedi yıllık hapis hayatıyla ödemiş bir düşünce kahramanıdır. Onun yaşadığı dönem, Avrupa katolik dünyasının parçalanmaya başladığı, modern dünyayı hazırlayan politik, ekonomik ve kültürel olayların oluştuğu günlere rastlar. Daha XIV. ve XV. yüzyıllarda, katolik Kilisesinin katı dogmalarına, büyük ve haksız zenginliğine, derebeylik düzeninin kötülüklerine karşı, çeşitli tarikatların önderliğinde, yer yer baş gösteren ayaklanmalar Avrupa'yı baştan başa saran bir nitelik kazanmıştı. Bir yandan Kilisenin, bir yandan da kral kuvvetlerinin bastırıp ortadan kaldırdığı bu tarikat ayaklanmaları, başka başka yerlerde, başka adlarla yeniden örgütlenip harekete geçiyordu.İşte, Bohemya'da uzun süre etkin olan Picard'lar ya da Adamist'ler! İşte, İtalya, Fransa ve Almanya'da «insanın bu dünyada mutlu olmasını» isteyen Beggard'lar! İşte, İngiltere'deki Wyclif'çiler, orta Avrupa'daki Hus'cular! Bütün bu tar...

Tolstoy Hz. Muhammed

İnsanların bilmesi gerekenler Tolstoy'un İslâm peygamberi Hz. Muhammed'in hadisleriyle ilgili risalesi (kitapçığı), uzun yıllardır Türkiye'de yayıncılar arasında bilinen, ama okuyucuya sunulamayan gizemli bir eserdi. Çünkü Tolstoy gibi dünyaca ünlü bir yazarın Hz.Muhammed'in sözlerine ilgi duyması ve bunu derleyip Rus halkıyla paylaşmak adına yayımlaması inanç ve kültür dünyası içinde alabildiğine önemliydi. Tolstoy'un Hindistanlı alim Abdullah El-Sühreverdi tarafından hazırlanan "Hazret-i Muhammed'in Hadisleri" kitabından derleyip seçtiği hadislerden oluşan kitapçığı, orijinaliyle birlikte ortaya çıkartmak ve basmak ciddi çabalar ve araştırmalar gerektirdi bizim için. Tolstoy'un yalnızca İslâm peygamberinin hadislerini derleyip kendi imzası ile basıp yayımlamasının bile ne kadar önemli olduğunu bilmemize rağmen, bu kitapçığı destekleyen unsurlarla, var olan derlemeyi bir proje haline getirmenin daha iyi olacağını düşündük.Ve Tolstoy'un Müsl...

Thea Alexander M.S. 2150

Dün gece bir başka zamanda - bir başka yerde - bir başka bedende uyandım! Tatlı mavi bir gökyüzünün altında, küçücük bir çimenliğin ortasında yatıyordum. Çıplak bedenim ürperiyordu. Ne hoş bir özgürlük! Ayağa sıçradım, koşuyordum, hiç yorgunluk duymadan koşuyor, koşuyordum. Yine iki bacağım olduğunu fark edince gözlerim sevinç yaşlarıyla doldu. Dört yıl önce Vietnam' da yitirdiğim bacağım geri gelmişti. Bedenim sağlamdı, kusursuzdu, yara izlerim yok olmuştu! Düş mü görüyordum?Bir patika boyunca koşuyordum, birden önümde ışıltı saçan gerçek bir kadın belirdi. "Seni uzun süredir bekliyordum Jon Lake" dedi, "Adım Lea." Dilegetiremediğim düşüncelerimi yanıtlayarak "İki Jon Lake var" diye açıkladı, "biri 1976'da uyuyor, diğeri burada M.S. 2150 yılı diyebileceğin bir zamanda bu kadar hoşlandığın bir bedenle -senin o eşsiz elektronik varlığını, yani gerçek 'sen'i barındıran astral ya da ruhsal bedeninle yanımda duruyor." "Burada ...

Sigmund Freud Totem ve Tabu 2

Psikanaliz görüşünü manevi bilimlere uygulamaya çalışan incelemelerin her iki alana da eşit davranamaması kaçınılmaz bir eksikliktir. Onun için bu incelemeler uzmanları yüreklendirme, araştırmalarını yaparken kendilerine yararlanacakları düşünceler esinleme görevine özgü kalmaktadır.Bu eksiklik, animizm denen koca alanı incelemeye çalışan böyle bir denemede özellikle kendini şiddetle duyumsatır.(1)Animizm, dar anlamında, ruhla ilgili kavramlar kuramı, geniş anlamındaysa, genellikle tinsel varlıklar kuramıdır. Animatizm, yani dışarıdan cansız görünen doğanın ruhlandırılması (canlandırılması), içine animalizmi ve manizmi de alan daha geniş bir bölümdür. Önceleri belirli bir felsefe sistemi için kullanılan animizm terimine bugünkü anlamını veren E. B. Tylor olmuştur.(2)Gerek geçmişte, gerekse zamanımızda yaşayan ilkellerin doğa ve dünya üzerine çok dikkate değer görüşleri kavranmaya çalışılırken bu terimler kullanılmaya başlanmıştır.Bu ilkel insanlara göre dünya insanlara iyili...

Sigmund Freud Totem ve Tabu 1

İlkel insanı, geçirmiş olduğu gelişim evreleriyle tanıyoruz; yani biz ilkeli bize bırakmış olduğu cansız anıtlar ve araçlarla, sanatıyla, dinsel ve masalsı, efsanevi ve düşsel öyküleriyle, yaşam üzerine düşüncelerine ilişkin bize ya doğrudan doğruya ya da dolaylı yoldan gelen bilgilerle ve sonuç olarak bizim bugünkü âdetlerimizde arta kalmış bir durumda yaşayan düşünce biçimleriyle tanırız. Üstelik bir anlamda o hâlâ bizim çağdaşımızdır, öyle kimseler vardır ki, biz onları hâlâ kendimizden çok ilkel insana daha yakın sayarız ve onlarda eski insanın doğrudan doğruya asıllarını ve temsilcilerini seçebiliriz. Vahşi ve yarı vahşi dediğimiz insanlar hakkında böylece bir yargıda bulunabiliriz. Onların ruh yaşamının bizim için özel bir önemi vardır; çünkü onların ruh yaşamında kendi gelişimimizin iyi korunmuş ilk evresini buluyoruz. Bu varsayım doğruysa, etnografyanın bize öğrettiği "ilkel insan psikolojisi'' ile psikanaliz

Selahattin Hilav Diyalektik Düşüncenin Tarihi

Milattan önce 535-475 yaşadığı sanılan Heraklietos Efesli bir aristokratın oğludur. Kendisi bir ayaklanmaya katılmış ve başarısızlığı üzerine Artemis tapınağına kapanarak Dünya ile ilgisini kesmiştir. Heraklietos insanı bir nesne olarak ilk defa ele almıştır. Ve ben kendimi alıyorum demiştir. Heraklietos’a göre evrendeki herşey değişikliğe uğrar.Bozulmayan hiçbir şey yoktur. Aynı ırmağa iki kez giremezsin. Çünkü her seferinde geçen başka bir sudur.İnsan ruhu da son derece incelmiş ve arınmış bir ateş unsurudur. Kuru akıl daha bilge daha akıllıdır. Rutubet ruhun ateşini kararttığı zaman akıl gücünü kaybeder. Sarhoşluk bu durumun en iyi örneğidir. ZENON Aristotelese göre diyalektiğin babası Heraklitos değil Elealı Zenondur. Zenonun diyalektiği özdeşlik ve negatiflik ilkesi üzerine dayanır. Zenon sadece varlığın varolduğunu ve varolmayanın varolmadığını ileri sürer. Zenona göre evrende gördüğümüz çokluk ve çeşitlilik aslında özle ilintisi olmayan temelsiz görünüşlerdir. Zenon harek...

Platon Mektuplar

Platon'dan Dionysios'a. İyilikler,Yanınızda geçirdiğim uzun yıllar boyunca, devlet yönetimi işlerinde herkesten çok bana başvurduğunuz halde, bütün nimetlerden siz yararlanıyor, bense birçok kara çalmayla karşılaşıyordum; ama, sizin yaptığınız kıyıcılıkların benim razı olmamla olabileceğine kimsenin inanmayacağını bildiğimden, bu kara çalmalara, ağır olmalarına karşın, katlanıyordum. Devlet yönetimini sizinle paylaşanlar, çoğunu yardım ederek cezalardan kurtardığım kimseler, bana bu yolda tanıklık ederler. Birçok kez, kesin ve tam erk vererek devletin başına getirdiğiniz beni, bir dilenciye bile yapılmayacak aşağılamalarla yanınızdan kovdunuz; bunca yıl aranızda kaldığım halde, hemen gemiye binip uzaklaşmamı istediniz.Ben artık, beni insanlardan biraz daha uzaklaştıracak bir ömür sürmeye karar verdim. Sen de, ey Tyrannos Dionysios, yapayalnız kalacaksın. Gezim için verdiğin o bol parayı, sana bu mektubumu getiren Bakkheios geri verecektir. Bu para yolculuk giderlerimi ka...

Platon Devlet Adamı

Eski Yunanca özel adların yazılışı hakkında not Yunan eserlerinin çevirisinde tanrı, insan ve ülke adlarını, asıllarındaki gibi yazmayı uygun bulduk;bunun için de bugün Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde kullanılan çevriyazı yöntemini aldık.Yunancanın her harfi, aşağıdaki cetvelde gösterildiği gibi, tek veya çift harfle karşılanmıştır. "Th" ve "kh" gibi çift harfleri kullanmaya gerek vardı; çünkü Yunancanın Q'sını da, T 'ını da "t" ilegösteremezdik, ikisini ayırmak zorunluydu. "X" için de yalnızca "h" harfini alsaydık Yunancada bazan sesli harflerin önüne gelen ( ' ) işareti ile karışabilecekti."Ph" çift harfine gelince, Yunanca'nın F harfini Avrupalılar öteden beri böyle gösterirler; eski Romalılar da öyle göstermişler; demek ki o harfin söylenişi Romalıların "ƒ" harfinin söylenişine tümüyle uymuyormuş. Romalılar ve bugünkü Avrupa ülkeleri, Yunanca'nın X harfini de "x" ile gösterirl...

Platon Devlet

Devlet, elimizde bulunan el yazmalarında 10 kitaba ayrılmıştır. Fakat bu ayırma Platon'un kendisinden değil, İmparator Tiberius zamanında yaşamış olan astrolog ve filozof Trasyllos'tan kalmadır.Platon'un, eseri nasıl böldüğünü bilmiyoruz. Eserin 10 kitaba ayrılmış olması, onun kuruluşuna iyi uymuyor. Yalnızca I'inci ve X'uncu kitaplar, fikir bakımından, bir bütün meydana getirmektedir.I'inci kitap, örneğin Lakhes ve Lysis gibi, aporetik yani çıkmazlı denen diyaloglara pek benzer. Bu gibi diyalogları ötekilerden ayıran taraf, bunlarda bazı kavramlara, -Lakhes'te cesarete, Lysis'te dostluğa ait birtakım tanımların arka arkaya gözden geçirilmesi, fakat ele alınan sorunun özünün bununla ortaya çıkarılamamasıdır. Bu diyalogların sonucu olumsuzdur; bir aporia'ya, bir çıkmaza varılır. Bunun gibi, devletin 1'inci kitabında da doğruluğun bazı tanımları arka arkaya ele alınmaktadır. Hepsi için şu anlaşılmaktadır ki, bunlar, doğruluğun özünü tam olarak k...