Skip to main content

Posts

Showing posts with the label E-Book

Mehmet Emin Özafsar Oryantalist Düsünceye Itirazlar

Bu kitap dört ayri makaleden olusmaktadir. Makaleler, Hadis ve Sünnet sahasinda yaklasik bir asirdir oryantalist tetkiklerde egemen olan yaklasimla ilgili degerlendirmeleri içermektedir. Bu makalelerden ilki 'Bati Bilinçalti ve Oryantalist Mesâi basligini tasimaktadir. Diger üç makaleye gelince; ilki Prof. M. Musta el-Azamî'ye aittir ve 'Müstesrik Schacht ve Nebevi Sünnet' basligini tasimaktadir, isminden de anlasilacagi üzere makale, spesifik olarak Schacht'in 'The Origins of Muhammadan Jurisprudence (Oxford-1950)' ve 'An Introduction to Islamic Law (Londod-1964 ve 1966) adli eserlerinde ortaya koydugu Hadis-Sünnet konusundaki tezlerinin tenkidine tahsis edilmistir.

Kemal Tahir Hür Şehrin İnsanları 2

Komiser olduğundan, hiçbir baskın tehlikesine mâruz kalmadan poker oynamak kabil olduğu için, semtin, hatta şehrin meşhur oyuncuları devama başladılar. Diğer emsali gibi, muayyen bir vakitte kapatmağa mecbur bulunmadığından, uykusu kaçanlar, son tramvaya yetişemiyenler sabaha kadar oturmak için buraya geliyorlar. Kendisi, üç dört günde bir uğrayıp hesaba üstünkörü bakarak, hem ocakçı, hem patron vekili, Hacı'nın verdiği paralan cebine soku verdiğinden, müşterilere karşı çekingenlik de edilmiyordu.

Kemal Tahir Hür Şehrin İnsanları 1

Garson İhsan, Felek kıraathanesinin hela musluğunda elini yıkayan Murat'a sabun yetiştirdi: — Buyrun Murat bey! — Teşekkür ederim. — Siz mi kazandınız. — Evet. — Kaç parti? — İki parti. Kırk kuruş aldım. Allah bereket versin... — Onlar Cimdallı'da sizi yenemezler. Burada, sizi Cimdallı'da yenecek yok... — Kâat meselesi. — Kâat başka... Bir de'oynamak lâzım. Siz yedili'ye varıncaya kadar hesaplıyorsunuz. - Sade hesap değil... Onlar keyf için oynuyorlar, biz geçinmek için. Arada  fark var.Murat, öğle yemeğinde ekseriya olduğu gibi bir bardak çayla beraber simit yediği  halde, elini, uzun uzadı-ya sabunladı. Elini sabunladığı zamanlar, vücudu keselenmiş, temiz çamaşır giymiş gibi rahatlayıp ferahlıyordu. Sabunu, garson İhsan'a verdi. Garson İhsan, elinin sırtını uzattı. Murat güldü: — Şunu avucuna neden almazsın? — uğursuzluk olurmuş.

Ahmet Altan Kirar Gogsune Bastirirken

Ahmet Altan, yalnızca duyguların, tutkuların değil, düşüncelerin de yazarı. Birçok insanın sustuğu, susturulduğu, sindirildiği dönemlerde, düşüncelerini açıkça yazmaktan, inandıkları için mücadele etmekten çekinmeyen; defalarca yargılanıp mâhkum olsa da düşüncelerinden taviz vermeyen güçlü bir kalem. Kalabalıkların, sessizliğin karanlığına çekildiği zamanlarda toplumun vicdanı olmayı başaranlardan biri. Ve Kırar Göğsüne Bastırırken'de, düşüncelerini her zaman insan duyarlılığının sıcaklığı ile ifade etmeyi başarmış olan Altan'ın, hayatımıza, geçmişimize ve geleceğimize ışık tuttuğu, kaygılarımızı ve umutlarımızı dile getirdiği yazılar var. Romanlarında insan ruhunun derinliğini, insanın kaderini, hüznünü, coşkusunu anlatan Altan'ın bu kitabı, toplumun söylenmesi yasaklanmış acılarına, bastırılmış sevinçlerine, gölgede bırakılmış sırlarına eğiliyor.

Ahmet Altan Sudaki İz

Karanlık sınıfın kapısı birden açıldı, iri bir gölge girdi içeri. Necip'in her yanını ateşler bastı.Bacakları titriyordu, ağzı kurumuştu. Soğuğu da karanlığı da unutmuştu, üstüne gelen iri gölgeye bakıyordu. Koridorun ışığı içeri vuruyordu. Gölge yaklaştıkça büyüyüp irileşiyordu. Başını önüne eğdi. Sırtı terlemişti. Ortaokulun müdürü, Necip'in alnına düşen bir tutam saçı tutup çekti. - Biz seni okuldan atmadık mı? Hâlâ ne arıyorsun burada yüzsüz herif? Necip karşılık vermedi. Başını kaldıramıyordu. Müdürden nefret ediyordu ama, ondan korkuyordu da, bir türlü kendini toparlayıp konuşamıyordu. - Sana söylüyorum serseri herif, hâlâ ne arıyorsun burada? Necip cılız bir sesle, - Eve gidecek param yok, dedi. - Bunları daha önce düşünseydin. Atın bu iti dışarı!

Ahmet Altan Kristal Denizaltı

Biz birbirimizin hiçbir seyi... Öteki... Kıskanmak ve içimizdeki bıçak O ânı beklemek Đnsan sevdiğini görmediğinde...Mumlar söndü, gece bitti Bir kadınla yapılan üç sey...Yüzler ve kaderimiz Proust, ask, sefkat Bir hayattan bir hayata geçmek 'Ben bayağıyım ama yazdıklanm öyle değildir' Sonsuz mektup ilk düğme Göztepe'nin mahut lodosları Venüs'le Bulusma Kristal denizaltı Kus, Rab, Hayat Ses Kelimeler maskelerini çıkarırken Sıradan bir kadın Pygmalion Çok uzun bir yol... Birine bağlanmakSiz Đspanyolca bilir misiniz?Mutsuz dev GülibrisĐmler ve zamanın arafında /129 Kadın bahçeleri Çiçekler ve kibir Sükûnetten kaçıs Açık ayakkabılar ve ahlaksızlık Mutluluk yollarında Sana...

Ahmet Altan Kılıç Yarası Gibi

Bütün o eski ve unutulmuş eşyalar; kesme kristalden hokka takımı, sülüs yazıların ölmekte olan canlılar gibi üstünde kıvrandığı sararmış kâğıtlar, yer yer çatlamış deri koltuk, duvara dayalı bir teli kopuk tambur, çekmeceleri kaybolmuş ceviz masa, çatlak bir porselen tabağın içinde duran, sabundan yapılmış, boyaları dökük meyveler, ortasından geçen ince demir çubuğu paslı, bir yanı göçmüş teneke atlas, duvara yan yana asılmış gümüş kılıçla fildişi baston, odanın bir köşesine yığılmış eski dergiler,maroken ciltli kitaplar; bütün bunlar, bütün oda, bütün ev, hatta belki bütün kent toz içindeydi; incecik bir toz her şeyin üstüne yayılmış, içine sinmiş, eskitip öldürmüştü.

Ahmet Altan İsyan Günlerinde Aşk

Bazı geceler, eskimiş Acem halılarının üstünde yürüyen karıncaların adım seslerini duyarak uyanıyordu.Yüzlerce yıl önce dağ köylerinin izbe odalarında dokunmuş, çiğnene çiğnene solgunlaşmış bu halıların üstünde yürüyen son canlılar olan ince belli, titrek eklemli, boğumları simsiyah parlayan karıncaların kimsenin duymadığı adım sesleri, Osman'ın zamandan ve dünyadan kopmuş durgun ruhunda içini korkuyla titreterek yankılanıyordu.Bir zamanlar büyükannesinin, şehvetin en ıssız, en ücra köşelerine gidip oralarda insan etinin tadabileceği en keskin zevkleri aradığı geniş yataktan zorlukla iniyor, ayaklarını, sürekli çıtırtılarla eskiyen ahşap tabana basıp bir zaman bu pürtüklü serdikten güç almaya çabalayarak bekledikten sonra, kalkıp yorgun adımlarla odadan çıkıyordu. Sırtında, dedesinden kalma, yer yer eprimiş, beyazlığını çoktan kaybetmiş uzun gecelik entarisiyle salona gidip bütün lambaları yakıyor ve orada görmeyi beklediği karıncaları değil, şeffaf ve kaygan bedenleriyl...

Ahmet Altan İçimizde Bir Yer

Bir Kadın, Bir Erkek... Nice aşk yitirdim ben. Kışkırtıcı bir bakışıyla çılgına döndüğüm, bir dudak büküşüyle ağulu acılar çektiğim, kahkahalarıyla şenlenip gözyaşlarıyla kederlendiğim, bir tanrıça katına çıkartıp tapındığım, kutsal mabetlerinin sunaklarına hayatımı bir adak gibi bırakmayı arzuladığım, memelerinde, kasıklarında, kalçalarında,bacaklannda, boyunlarında adanmış topraklarda dolaşan bir sofu gibi vecd içinde kendimden geçerek dolaştığım, ayaklarına kapandığım, göğüslerinde ağladığım, saçının bir teline halel gelmesin diye fütursuzca ölüme yürüyeceğimi hissettiğim, bazen öldürmeyi şiddetle istediğim, onda yok olup onla var olduğum, bana her defasında aşkı, acıyı, sevinci, hayatı ve ölümü yeniden öğreten kadınlar yitirdim ben

Ahmet Altan Aldatmak

'Onunla bir kere daha buluşması, yaşadıklarını bir kaçamak olmaktan çıkaracak, kendisini bir labirent gibi içine alıp bu yaşananları bir daha kolay kolay dışına çıkılamayacak bir maceraya dönüştürecekti. Bunu hissediyordu. Kaçacaksa şimdi kaçmalıydı, daha sonra çok geç olacaktı. Böyle olacağını hissettiği, hatta bildiği halde kaçmak istemiyordu. Yaşadıklarının yarattığı heyecan ve zevk kadar, hatta belki de daha çok, bundan sonra neleri nasıl yaşayacağına dair içindeki merak, kaçmasına izin vermiyordu.' Bu kitabı okuduktan sonra hayatınıza ve ilişkilerinize bir kez daha bakacak, hepsinin size şimdi çok daha değişik göründüğünü şaşırarak fark edeceksiniz.Aşkı ve insanı pek az yazar onun gibi anlatabildi..

Ahmed-i Faruki Mektubat

Allahü teâlâ, dünyâda bütün insanlara acıyor. Fâideli seyleri yaratıp, dostu ve düsmanı ayırmadan, herkese gönderiyor. Âhıretde, Cehenneme gitmesi gereken mü’minlerden tevbe etmiyenlere ihsân ederek, onları afv edecek, Cennete kavusduracakdır. Her canlıyı yaratan, her vârı, her ân varlıkda durduran, hepsini korku ve dehsetden koruyan yalnız Odur. Böyle yüce bir Allahın serefli ismine sıgınarak, bu kitâbı yazmaga baslıyorum. Allahü teâlâya hamd olsun! Peygamberlerin en üstününe ve Onun temiz Âline ve Ona Eshâb olmakla sereflenmislerin hepsine selâmlar ve hayrlı düâlar olsun!Târîh boyunca, îmânlılar ile îmânsızlar çarpısmakda, kuvvetli, çalıskan olan, gâlib ve hâkim olmakda, inançlarını, düsüncelerini yaymakdadır. Bu çarpısma, harb vâsıtaları ile, dögüserek oldugu gibi, propaganda ile, nesr yolu ile de yapılmakdadır. Simdi, ikinci savas bütün hızı ve kuvveti ile hergün devâm etmekdedir. Îmânsızlar, alçakça ve açıkça iftirâ etdikleri gibi, müslimân sekline gir...

Emine Özkan Şenlikoğlu İmamın Manken Kızı

Ahsap evin üzerindeki kar eridikçe içeriye sular damlamıs, her taraf ıslanmıstı.Evin genç kızı Fatma, eline aldığı kapları akan yerlere yerlestirirken isyan ediyordu.— Bıktım artık, bıktım. Beni duyuyor musun anne! Söyle •< su kocana bizi doğru dürüst bir eve tasısın. Fatma kin ve nefretle isyanına devam ediyordu.— Zaten evimizden iyice utanır oldum. Arkadaslarımı bile davet edemiyorum. Đki odası, bir salonu olan cami lojmanında annesi her zaman Fatma'nın isyanını duyardı. Kızının durumuna çok üzülüyordu.— Kızım, evladım, sükret halimize, bunu bulamayanlar da var. Baban birazdan gelir. Sanıyorum son rekatı kıldırıyor. Sesin nerdeyse camiden duyulacak. Biraz yavas konus.Fatma damdan akan sularla dolmus leğeni lavaboya bosaltırken daha hırslı konusuyordu;— Her zaman aynı sözler. Baban duyar, baban duyar. Duysun... Kim duyarsa duysun. Artık dayanamıyorum. Babam bana sordu da mı beni kazandı? Sen sordun da mı doğurdun? Đçimden baska sesler de yükseliyor ama... Tevbe tevbe......

Emine Şenlikoğlu Burası Cezaevi

Bir Zamanlar Bismillahirrahmanirrahim Rahman Rahim Allah'ın adıyla...Dokuz yasımda Đstanbul'a geldiğimde hayretten sasakal-mıstım. Hiç kimsenin ayağında lâstik ayakkabı yoktu. Çocuklar bile kalın kumastanpıanto giyiyorlardı.Kadınların bası,; açık, tırnakları da upuzundu.. Taksiler vardı sürü ile... Ya renkli sekerler.. Aman sanki rüyü alemi... Adapazarı Kay-narca'da bu renkli sekerleri sadece.panayır günlerinde görürdüm. Acaba Đstanbul'da hergün mü panayır vardı?Oturduğumuz Çağlayan semtinde hiç kimse annem gibi upuzun giymiyordu. Neden acaba? Komsularımızdan hiç kimse namaz kılmıyorlar, acaba Đstanbul'da namaz sart değilmi? Köylülere mi mahsus kapanmak, oruç.tutmak? Evet evet, onlara mahsus.Çünkü köylüleri hiç kimse adam yerine koymuyor. Göbekli fötr sapkalı adamın önünde eğiliyorlar. Her tarafta acaib alemler var. Ve ben köyden gelmenin saskınlığı içinde kendimi bir modaevinde çırak olarak buldum. Artık gazetelerde filimlerde gördüğüm uzun tırnaklı kadınları...

Kolektif Klasik Gizemli Hikayeler

Merhaba asağıdaki!Adam kendisine seslenildiğini duyduğunda, elindeki kısa sopaya sarılı bir isaret flamasıyla kulübesinin önünde duruyordu. Bulunduğu yerin doğal yapısı göz önüne alınacak olursa; insan, sesin geldiği yön konusunda adamın kusku duymasının mümkün olamayacağını düsünürdü; ama basının hemen üstüne, benim durduğum dik yarın tepesine bakmak yerine, tam aksi yöne dönüp tren hattına baktı. Davranıs biçiminde olağandısı bir sey vardı ama ben tüm çabama rağmen ne olduğunu ifade edemeyeceğim. Bedeni derin çukurda gölgede kaldığı ve olduğundan küçük göründüğü, bense tam yukarısında, onu henüz görmeden kızıl günbatımı parıltısına gömüldüğüm ve elimi gözlerime siper etmek zorunda kaldığım dik yarın tepesinde durduğum için, davranısının dikkatimi çekecek kadar olağandısı olduğunu biliyorum.- Merhaba asağıdaki!Tren hattına bakıyorken tekrar dönüp gözlerini yukarı kaldırınca, tam tepesinde beni gördü.

Haldun Taner Bütün Hikayeleri 3

Nasıl basladı, ne vakit basladı, bilemiyorum. Ama ilk belirtiler, dokuz yasımda iken patlak verdi.Misafirlerle bahçede oturuyorduk. Yaslı bir zat saati sordu. Aksi gibi,kimsede saat yoktu. Enistem içeri, saate bakmaya kostu. Ben aralık:"Üçü yirmi üç geçiyor" diyivermisim.Bu tutturusa, önce kimse sasmadı. Boğazda, geçen vapurlara bakıp zamanı bazen dakikası dakikasına kestirmek mümkündür. Görünürde vapur filan olmadığı anlasılınca gözler faltası gibi açıldı:"Peki ama nasıl bildin?"Bilmem" dedim. "Dilimin ucuna geliverdi iste."Rahmetli halam:"Tesadüf a canım" dedi. "Attı tuttu iste. Olmaz mı böyle seyler."Öbürküler de:"Evet" dediler. "Tesadüf. Ama bu kadar olur yani."Đnsanlar, mantıklarının normal akısına uymayan olayları bu üç hece ile ne güzel ortadan kaldınverir-ler. Kâhinliğimin sırf bir tesadüfe dayandığı oybirliği ile kabul edildi. Hatta ben bile buna inandım. Đnanacaktım.Aradan iki hafta geçmis geçmemisti...

Mara Meimaridi İzmir Büyücüleri

Dimo Mavrommati'ye Her inancın hikâyesi bir yerlerde anlatılır, bizimkisi de işte bu kitapta yazılı.Büyücünün uyanması Egina Adası, 1988. Haç Bayramı'nın bir gün öncesi. 100 yıl sonra."Bazı şeyleri de at be anne yoksa burayı pireler saracak."Merdiven altındaki küçük deponun kuytularına doğru ilerlerken,eski tahta döşemeler yerlerinden oynayarak gıcırdadılar."Bana iyilik yap da kendi evinle ilgilen! Benim eşyama da karışma;onları istiyorum."Örümcek ağlarının arasından altı delik bir leğen çıktı."Bunu neden saklıyorsun?""O dedenin lazımlığı.""Dedem öleli yirmi yıl oluyor anne!"Daha diplere doğru ilerledim."Bulamıyorum.""Bulursun. Oraya, içeriye koymuştum. Sol tarafa bak."Nasıl bir şey olduğunu hatırlıyor musun?"Bildiğin sandık işte."Görünürde sandık falan yoktu. "Yoksa burada gizli bir depo daha mı var? Kesin vardır!""Ben ölünce istediğini yapar, hepsini atıp kurtulursun. Ama yaşa...

Margaret St. Clair Uzaydan Gelen Ajan

Mehmet Atilla Sanci Yilan

Her şey bir yol yitimiyle başladı.Altımızda kara bir yılan gibi uzanıp bir yandan da gecenin derinliğine doğru ilerleyen o upuzun şerit, gözlerimin önünden bir anda silinince ne yapacağımı şaşırdım. Sanki yolu değil de yaşamı ikiye bölen bembeyaz çizgileri; sağa sola dizilmiş kırmızılı yeşilli kilometre taşlarını tuhaf bir telaşla aradım. Ama bulamadım hiçbirini. Bu sırada farların ışığı da sürekli yön değiştirmeye başlamıştı. Bir görünüp bir kaybolan ağaçların tepesini aydınlatıyorlardı ikide bir; yol gösterici fenerinin değişken ışığı gibi... Bütün ağaçlar birer yaprak yığınına dönüşmüşlerdi ve ben onların yalnızca üst dallarını görebiliyordum artık. Yeşille siyahın birbirine yakışmayan bu birlikteliği ürküttü beni. Her şey hızla biçim değiştirmeye başladı. Korktum. Çok korktum. Sarsıntılardan oluşan bir dünyanın içine düşmüştük. Daha önce hiç çıkmadığımız, acemisi olduğumuz bir yolculuğa çıkmak üzereydik hep birlikte... Bunu anladım.

Veda Yemeği - Michel Tournier

ERKEK. Yves Oudalle. Adım bu. 21 Mart 1930'da Yport'da doğmu-şum. Balıkçı bir baba ile çocuk doğurmaktan başka işi olmayan bir anneden. Babam kıyı balıkçılığı yapıyordu; kayığı pekâlâ tek başı-na idare edebilecekken, neden bilmem bir arkadaşıyla birlikte sefe-re çıkmayı yeğlemişti. Ve ta ki ağabeyim ona yardımcı olacak yaşa gelinceye kadar bu böyle sürmüştü. İşte hayatımı mahveden de, bu ağabeyin varlığı oldu. Kendisini kıskanıyordum ve ondan daha üs-tün olmak arzusuyla yanıp tutuşuyordum. Oysa çözüm gözlerimin önündeydi: Fécamp'ta, hani şu her çarşamba pazarına gittiğimiz morina limanında. Ağabeyim uskumru, ringa balığı, tarak avlıyor-du. Ben morina avlayacaktım. O, yedi metrelik bir tekneyle sabah gidip akşam geliyordu. Oysa ben, hani canım büyük sefere çıkmadan önce, kış aylarında kızağa çekilip onarılırken seyrine doyamadığım şu yetmiş metre boyunda on metre eninde büyük balıkçı ge-mileri var ya, onlardan birine binip, dört ay boyunca açık denizler-de dolaşacaktım. Ağ...

Mustafa Oğuz Cennetlik Anne

Đnsan dostuyla, arkadasıyla duruyor ayakta.Onun iyilerini seçersek Ülker takımyıldızına uzanır ellerimiz. Bir de takılırsak kötüsüne, asağılarda yer buluruz kendimize."Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim." demis ya bir düsünür. Ne güzel demis.Đnsana dostu ısıktır, asktır, azimdir, cesarettir. Hani o güzel insan...Güzeller güzeli insan, âleme sultan olan, kendisi için âlemlerin yaratıldığı o güzel insan...Canım Peygamberimin dostları var ya..."Anam, babam sana feda olsun." diye canlarından geçip ellerini kollarını ona uzanan düsman kılıçlarının önüne kalkan eden insanlar...Peygamber Efendimiz(s.a.s.)'in dostları.ioncaAman yılan ona zarar vermesin, diye ayağıyla yılan deliğini tıkayan ve sesini çıkarmayan dostları...Ağızlarına bir lokma yiyecek bulamayınca gece yarısı kapısını çaldığı dostları...