Bu eser, 6-7 yıl önce bir gazetede tefrika edildi, pesinden kitap halinde çıktı; ve ne gazetede, ne de kitap olarak yayınlanmasından herhangi bir takibe uğradı. Fakat bir müddet sonra nereden ve nasıl geldiği belirsiz bir tepki neticesi, Vahidüddin'i temize çıkarmak Atatürk'e hakaret sayıldı, kitap toplatıldı ve mahkemeye iletildi. Mahkeme, müellifinin kendisini savunmaya bile lüzum görmediği, bu bakımdan hâkim huzurunda boy göstermeye ihtiyaç hissetmediği, dünya görüsümüze aykırı «bilirkisi»lerin de bir ağızdan suçsuz bulduğu bu eser hakkında bedahet üslûbiyle beraet kararı verdi. Fakat hüküm Temyizce bozuldu ve tam da mahkûmiyetin esiğine sürüldüğümüz bir anda, Af Kanunu isi kurtardı. Simdi eseri tekrar nesrederken su üç ölçüye dayanıyoruz:1 — Bir seyi övmek, onun zıddını yermek değildir. Gündüzü medhetmekle geceyi zemmetmis olmak manası alınamaz. En iptidaî ve sadece hissiyle hareket eden bir toplulukta bile, hukuk anlayısı olarak böyle bir abese yer bulunamaz. 2 — Eğer gündüzü medhedenin ruhunda geceye karsı ayrıca ve gizli bir nefret varsa, bu nefret açığa vurulmadıkça ve dısından bir Đsarete kavusmadıkça sadece kimsenin el uzatamayacağı bir vicdan meselesi olarak kalır ve hiçbir türlü suçlandırılamaz. 3 — Kaldı ki, eserde bu nokta da ele alınmıs ve Vahidüddin ile Atatürk arasında bir muhasebe yapılmaya kadar gidilmis ve herhangi bir vehim tefsirine de imkân kalmaması için, hüküm, 226 nci sahîfede, yeni bir ilâve olarak verilmistir.Bu bakımlardan eserimizi, hem belirttiği tarihî dâvaya dayanak olmak, hem de memleketimizde kanuna riayet diye bir sey bulunup bulunmadığını göstermek gibi iki baslı hizmet gayesiyle ve rahat gönülle nesrediyor ve her seyi Hakka ve hak duygusuna ısmarlıyoruz. N.F.K.
![]() |

