
Kendi iç derinliklerine inmemiş kişi başka derinliklere dalamaz. Bana bu kitabı 500 yıl sonra yazdıran şey, ünlü İtalyan şâir, ressam ve heykeltıraş Mikelanj’ın safça sorulmuş bir soruya verdiği yanıt oldu: “Bu denli capcanlı heykelleri nasıl yapabiliyorsun?” “Bir mermer bloğa baktığımda, önce içindeki heykeli görürüm. Sonra onu kuşatan kısımları keskimle tıraşlar, heykeli ortaya çıkarırım, hepsi bu.” Bu yanıtı bir yerlerde okuduğum gün, hayal gücü çok yüksek bu Rönesans sanatçısındaki o “gizli göz”ün kudreti beni öylesine etkiledi ki, uzanıp bir-iki saat süren bir transa girdim. Gözlerimi açtığımda kalkıp boy aynamın önünde durunca, şimşek gibi çakıp kaybolan bir görüntü yakaladım: karşımdaki beden 1,71 metre boyunda, 70kg ağırlığında ve beyni olan bir vücut değil, kendini çeşitli organlara dönüştürmüş olan kocaman bir beynin ta kendisiydi.Evet, bu yaratık kendini iki kola, iki ayağa dönüştürmüş ikiayağadönüştürmüş;dış dünyayı algılasın diye kendini beş duyu organına sahip kılmış; her şeyi idare ve kontrol edebilsin diye de kafatasının içine 100 milyar hücreden oluşan bir ana kumanda merkezi yerleştirmişti.