Asıl adı Jacques-Anatolia Thibault olan Anatole France 1844'te Paris'te doğdu. Babası kitapçıydı.Bu nedenle, kitaplar arasında büyüdü, küçük yaşta onları tanıdı. Sosyal bilimlere dayalı iyi bir öğrenimden sonra, senato kütüphanesinde memur oldu.
Sanat yaşamına şiirle başlayan ve Parnasse Okulu'nun* etkisinde dizeler yazan Anatole France daha sonra eleştiriye yöneldi. Gerçek yolunu ise 1881'de yayımladığı Le Crime de Sylvestre Bonnard romanıyla buldu.Anatole France'ın romanları genellikle yergi, insan sevgisi ve kuşkucu (sceptique) felsefe gibi üç öğeninbirleşmesinden oluşur. Thais romanında ise bu üç öğeye bir dördüncüsü, psikanaliz** eklenir. Romanbaskı altına alınmış cinsel arzuların ve rüyanın incelemesini yapar ve yorumunu sunar. A. France, Thais'i yayımladığında, kendi otuz üç, Freud*** kırk beş yaşındaydı ve Avusturyalı psikanalist Rüyaların Yorumu adlı ünlü yapıtını henüz sunmamıştı. Freud araştırmalarını bölüm bölüm yayımlıyor ve France da bunları
okuyor muydu?Parnasse Okulu: Leconte de Lisle'in önderliğinde bir araya gelmiş 19. yüzyıl Fransız şairler grubu.Romantiklerin duygusal diline tepki olarak ölçülü ve nesnel bir anlatıma önem vermeleriyle tanınırlar.
** Psikanaliz: Ruh çözümleme olarak da bilinen; zihinsel bozuklukları, bilinçdışı zihin süreçlerini inceleme
ve çözümleme yoluyla iyileştirmeyi amaçlayan tedavi yöntemi.*** Sigmund Freud (1856-1939): Geliştirdiği kuramlar, tedavi yöntemleri ve insan ruhunun karanlıkta kalmış yanlarını anlamaya yönelik araştırmalarıyla psikolojide yeni bir alan açmış olan, psikanalizin kurucusu Avusturyalı nörolog.Ya da romancımız, Freud'unda bir yıl yanında çalıştığı, isteriyi,* ipnotizmayı,** bellek kayıplarını inceleyen Paris'teki ünlü ruhbilimci Jean Martin Charcout'un çalışmalarını izliyor muydu? Yoksa Shakespeare ve Dostoyevski gibi o da bilinçaltının bazı gerçeklerini salt dehasıyla mı kavramıştı? Gerçek olan şu ki Thais, asıl psikanaliz açısından ele alınması gereken önemli bir yapıttır. Freud düşüncesine göre, cinsel arzular bastırılıp, bilinçaltına atılabilir ama asla sürekli orada tutulamaz. Rüyalarla, gündüz görülen hayallerle bilinçaltından bilinçüstüne çıkarlar. Cinsel arzuların sürekli baskı altında tutulması, ruh hastası, nevrozlu bir insan yaratır.



