"Kopenhag sokaklarında kutup ayısı var mı?" diye sordu. Sokaktan geçenleri yakalayıp dedikodu yapabilmek için bütün gün bahçe kapısının arkasında bekleyen kadın, Đngiliz olmadığım, iyi Đngilizce konusamadığım ve bazı sözcükleri söylemekte zorlandığım için hem yabanî hem de yarı kaçık olduğumu düsünmüs olmalı. Buradakilerin çoğu bizi böyle görüyor. Burada yabancı (bizi yabancı sayıyorlar) bulunmadığından değil, çevrede Avrupa'nın her kösesinden gelmis insan var, ama hiçbirimizi sevmiyorlar. Bizim hayvanlar gibi yasadığımızı ve ellerinden islerini aldığımızı söylüyorlar.
Zavallı küçük Mogens, kim bilir okulda nelerle karsılasıyor Bana hiçbir sey söylemiyor; hos ben de sormuyorum, çünkü bilmek istemiyorum. Artık kötü seyler duymak istemiyorum.Güzel seyler duymak istiyorum, ama onları bulmak bu uzun ve gri sokaklarda bir çiçeğe rastlamak gibi. Gözlerimi kapayıp Hortensiavej'i, kayın ağaçlarını ve çilekleri düslüyorum. Bu sabah, günesin ve sıcağın altında -günes ısığı bir kentte hiç de güzel değildi- Richmond Caddesi'nin kösesindeki kırtasiyeye gidip bu defteri satın aldım. Ne söyleyeceğimi, hangi sözcükleri kullanacağımı uzun uzun düsündüm. Yanlıslık yapmamıs olmalıyım ki, dükkân sahibi sırıtıp bir elini kulağına atarak bana doğru eğileceği yerde basını sallamakla yetindi ve bana iki değisik defter gösterdi. Biri kalın siyah kapaklı, altı penilik bir seydi, diğeri ise kâğıt kapaklı, çizgili ve daha ucuz bir defter. Bu gibi seylere para harcamaya hakkım olmadığı için ucuz olanını seçmek zorunda kaldım. Rasmus döndüğünde, para harcama konusunda dünyanın en kötüsü olmasına rağmen, harcadığım her peninin hesabını soracaktır.
![]() |

