hep aynı şey'dedi, hep aynı şey değil mi?." çıralı yolu 4.kmHep aynı küçük gülümseme, hep aynı 'seni gördüğüme sevindim' bakışı, hep aynı denizden yeni çıkmış, gözleri de tuzdan yanmış ifadesi. İçinde kabaran şeyin adını koymak pek mümkün değildi.Tiksinti değildi, nefret de değildi, daha çok özenerek yapılmış bir salata için "ama bunun içinde limon çekirdeği var" dendiği anda gözünüzün önüne sanayi tipi bir sitrik asit varilinin gelmesi gibi bir şeydi. Öyleydi..Kumsalın küçük bir tepe şeklini alan ortalarına doğru yürüdü; akşam ateşlerinin yakılıp dizlerin
birbirine değdiği ve keşke hep burada yaşasak duygusunun hissedilmeye başlamasıyla güçlenen hüzün ve aldatma duygularının kekremsi tadının alevlendiği, kumsalın denize en hakim olduğu noktalardan birine, o pek tanıdık "burada ne işim var" duygusuyla oturdu. Zaman hızla ilerliyordu. Bir süre kıpırdamadan bunu seyretti. Eğer birisi gelip ne yapıyorsun diye sorarsa dövmeye karar verdi. Kimse gelmedi. Daha sonra burada anlatmaya üşenilecek şeylerin neredeyse tamamı oldu. Önce ayağının hemen kenarında bulduğu küçük bir dal parçasıyla yerinden kıpırdamasını gerektirmeyecek genişlikte bir alana, 'şeyler baktıkça ilginçleşir" prensibini haklı çıkartmaya kendini adamışçasma bir yoğunlukla anlamsız şekiller çizdi. Daha sonra zamanı görünür kılacak kadar yoğunlaştıran bir hızla denize doğru yürüdü. Çok sıkıcı da olsa, hepsi bu.
![]() |

