Skip to main content

Etienne Gilson Tanrı ve Felsefe

Batı kültür tarihinin her bölümü Yunanlılarla başlar. Bu hüküm,
mantık, bilim, sanat, siyaset için olduğu kadar tabiî kelâm için de doğrudur.Fakat felsefî Tanrı kavramımızın kaynaklarını bulmak için eski Yunan Tarihi'nin neresine bakılması gerektiği pek o kadar açık değildir. Etienne Gilson Tanrı ve Felsefe Eski Yunan Felsefesi hakkındaki bilgimizin büyük bir bölümünün kaynağı durumunda olan Aristoteles'in yazılarını okur okumaz önümüze çıkan güçlük, tam bir bütünlük içinde kendisini gösterir. Aristoteles, Milet'li Tales'ten söz ederken şöyle der: Bu filozofa göre, her şeyin kendisinden çıktığı ve yine her şeyin sonunda kendisine döneceği ilk ilke veya unsur, su'dur. Başka bir yerde de Aristoteles buna şu bilgiyi ekler: Aynı Tales'e göre, "Her şey tanrılarla doludur."1 birbirinden farklı bu iki ifade, felsefî bakımdan nasıl uzlaştırılabilir?Etienne Gilson Tanrı ve FelsefeUzlaştırmanın ilk yolu, su ve tanrı kavramlarını özdeş saymaktır.Çağdaş bir ilim adamı, Tales'e suyun sadece Tanrı değil, aynı zamanda mutlak tanrı olduğunu söyletmekle bu yola gitmiştir.
Böyle bir yoruma gidilince "mutlak tanrı" ve "kozmogenetık tanrı," bir ve aynı ilâhî güç olmaktadır ki, bu da Su'dur."2 Problemin bu basit ve mantıkî çözümünü kabul etmenin tek güçlüğü şundan doğmaktadır: Bu görüş,söylemiş olabileceği birçok fikri Tales'e maletmesine rağmen, Aristoteles onlar hakkında herhangi bir şey söylememektedir3. Elimizde bulunan ilk verilere göre, Tales, suyun tanrı olduğunu veya bu dünyayı dolduran tanrılar arasında mutlak bir tanrının varolduğunu söylememiştir; dolayısıyla o, suyun mutlak bir tanrı olduğunu da söylemiş değildir.Burada bizim için geride kalan bütün problem, kısaca, şudur:Bir yandan bir adam çıkıp dünyanın meydana geldiği aslî madde olarak belirli tabiî bir unsurun bulunduğunu sonsuzluk, hatta iyi diye adlandırsak da bir fark olmayacak ve problem değişmeden aynen kalacaktır.Etienne Gilson Tanrı ve Felsefe Öte yandan da aynı adam, bir tür aksiyom olarak herşeyin tanrılarla dolu olduğunu söylemektedir. îşte, suyun, tanrılardan sadecebir tanesi olmadığını ve onun bütün tanrıların en büyüğü olduğu sonucunu Tales'e maletmemiz bundan dolayıdır.



PAYLAŞIN

Popular posts from this blog

OĞUZ SAYGIN HAFIZA TEKNIKLERI ILE BEYIN GÜCÜNÜ GELIŞTIRME

Öğrencilik yıllarımdan beri, içimde çok büyük kaynakların olduğuna inanıyordum. Ancak, geçen uzun yıllar boyunca bu kaynaklara ulasmanın yollarını bulamamıstım.Hafıza eğitimi ile tanıstığımda, aradığım kaynaklara giden aracı bulduğumu hissettim. Hafıza eğitiminde sağlamıs olduğum hızlı ilerleme, kendime olan özgüvenimi inanılmaz derecede artırdı. Her geçen gün, içimdeki büyük kaynaklara ulastığımı hissediyor ve çalısmalarımı daha da hızlandırıyordum. Bu çalısmalar sonucunda edindiğim bilgileri insanlara seminerler yoluyla aktarmaya basladım. Đstanbul'da ve Anadolu'nun birçok kentinde verdiğim sayısız seminerler sonunda hafıza eğitimi ile ilgili bir CD çıkarmaya karar verdim. Bu CD ülke çapında büyük bir ilgi gördü.Bir hafıza seminerim sırasında tanıstığım Ahmed Cemil Bey veiki oğlu Abdullah ve Muhammed'in hafıza eğitimi ile ilgiliçoközel çalısmalar yapmaları ve bu ise gönül vermeleri beni çok etkiledi. Abdullah ve Muhammed'le ülke çapında yapmıs olduğumuz basarılı ça...

NLP Değişim için Beyninizi Kullanın - Richard Bandler

Dünyaya gelmeni annen ve baban istediler. Bu onların işiydi.Ama yaşamak senin işindir. Sana pek çok şey öğreteceğiz ama yaşamayı öğrenmeyi sana bırakacağız. Onu tek başına öğreneceksin. Bu kitabı sana yazılmış mektuplar olarak oku. Şimdi değil, ilerde okuyacaksın, henüz beş yasındasın ama 2000 yılında on dört yaşında olacaksın.Okuduğun zaman belki kendi hayatını bulacaksın, belki o zamanlar nelerle uğraşmışlar diyeceksin. Ama bir zamanlar birinin senin hayatını düşündüğünü, senin geleceğini düşündüğünü anlayacaksın. Bu da o birine yetecektir. Hep ne güzel, yaşıyorum diyebilmeni diliyorum. Sevgim hep bütün insanların olacak... ÜCRETSİZ iNDİR BEKLEMEDEN İNDİR

Köprü - Ayse Kulin

Elmas da sargılı kollarını bebeğe uzatmıştı. Canını yakmaktan korkarak usulca bırakmıştı Bayram, oğlunu Elmas'ın kucağına. Şimdi burun burunaydılar Elmas'la Öksüz. Bir dişi hayvanla yavrusu gibi koklaşıyor, burunlarını birbirine sürütüyor, birbirlerinin boynuna gömülüyor ve tuhaf mırıltılar çıkartıyorlardı. Bebenin küçük elleri, Elmas'ın saçlarında, Elmas'ın dudakları bebenin yüzünde dolaşıyordu. Elmas, ne diğer hastaları ziyaret edenlerden ne de Bayram'dan hiç utanmadan, hiç gocunmadan, memesini çıkarıp bebenin ağzına vermişti. Bebek mutlu bir kedi yavrusu gibi guruldayarak şapır şupur emiyordu süt akıtmayan, kuru memeyi. Kadınla çocuk birbirleriyle iç içe geçmiş, tek vücut olmuş gibiydiler. Köprü... Olağanüstü bir bürokratın, otuz yıl bekledikten sonra kavuşulan bir köprünün ve doğunun töreye teslim olmuş insanların öyküsü. Ayşe Kulin'in kaleminden. (Tanıtım Bülteninden)