Vasu, kapılar ayaklarının altında çarpılarak kapanırken, Abri kentinin kapıları üzerindeki duvarda sessizce ve düĢünceler içinde duruyordu. ġafak vaktiydi ve Labirent'te bu, gecenin
siyahlığının griye dönmesi anlamına geliyordu. Ama bu Ģafak diğerlerinden daha farklıydı.Çoğundan daha ihtiĢamlıydı... ve dehĢet verici. Umutla parlıyor, korkuyla kararıyordu.Bu Ģafak, en amansız düĢmanlarına karĢı korkunç bir savaĢ verdikten sonra, Labirent'in ortasındaki Abri Ģehrini ayakta, muzaffer bulmuĢtu.Bu cenaze ateĢlerinin dumanları ile lekelenmiĢ bir Ģafaktı; hayatta kalanların titrek nefesler aldığı ve yaĢamın daha iyi olabileceği umudunu beslemeye cesaret ettikleri bir Ģafak.Uzaktaki ufkun ürkütücü, kırmızı bir parıltıyla aydınlandığı bir Ģafaktı bu; gittikçeĢiddetlenen, güçlenen kırmızı bir parıltıyla. Kent duvarlarını koruyan Patrynler gözlerini o tuhaf ve doğal olmayan parıltıya çevirdiler, baĢlarını salladılar, ondan alçak, uğursuz seslerle bahsettiler."Ġyiye alamet değil," dediler kasvetle.Karamsar bakıĢ açıları için onları kim suçlayabilirdi? Vasu değil. Kesinlikle Vasu değil, o neler olup bittiğini biliyordu. Kısa süre sonra onlara söylemek, bu Ģafağın sevincini yoketmek zorunda kalacaktı."O parıltı, savaĢın ateĢi," diyecekti halkına. "Son Kapı'nın kontrolü üzerine bir savaĢ veriliyor.Bize saldıran ejder-yılanlar, sizin düĢündüğünüz gibi yenilmedi.
![]() |

