«Doğu'yu eşkiyalar sarmış, sarar ya! Cevdet Barlas emekliye ayrılacak da eşkiyalar düze inmeyecek de dağların başını bekleyecek, öyle mi! Ben Van'ı da bilirim Tatvan'ı da... Kuş uçurt-mazdım alimallah Jandarma Kumandanı'yken. Yol kesiyorlarmış şimdi, adam soyup, adam kaldırıyorlarmış. Değil yol kesmek, adamın sözünü bile kesemezlerdi ben iş başındayken. Asacaksın beyim, asacaksın! Bakmayacaksın gözlerinin yaşına!» Öğretmen emeklisi Cemal Zülfü, dalına basmak için, bir «öhhööö!» çekti,«Çamaşır mı asıyorsun Cevdet Bey!...» dedi. «Geçti o günler. Bak İnönü ne diyor, dönemeyiz diyor demokrasiden!» «Onu, bunu bilmem, asacaksın Bey'im! Ben Van'da Jandarma Kumandanı olacağım da yol kesecekler, soğan soyar gibi adam soyacaklar ha! Atladım mı kır atıma... Ayyy!... Bu dinine yandığımın emoroitinden dur durak yok. Tuuh! Allah kahretsin!...»Kalktı. Altındaki şişirme lâstik simidini düzeltti. Kendine göre ayarladıktan sonra oturdu üstüne: «Ne diyordum... Atladım mı atıma. Bööölük marşşş!...» Cemal Zülfü, emekli Komutan'ın sözünü-BJc.etmek için:
«Enver Efendi!» diye bağırdı, «Sen bir çay daha getir bana! Demli olsun!» «Ben Van'dayken...» diye albaştan etti, Barlas, «Bir eşkiya türemişti köylerde... Sözüm ona eşkiya... Eşkiya değil, tavuk hırsızı. İki de adam almış yanına, asıp kesiyor. Öldük mü be! Cevdet Barlas Jandarma Kumandanı olacak da,

