Canavar, pullu sekiz bacağı ile zaman zaman taşı çizerek, Karanlıkaltı'nın sessiz dehlizleri boyunca ağır aksak ilerledi. Yankılanan kendi gürültüsünden irkilmiyor, çıkardığı sesten ürk-müyordu. Bir başka avcının saldırısını bekleyip, gizlenmek için telaş da etmiyordu. Karanlıkaltı'nın tehlikeleri içinde bile, bu yaratık güvenlik içinde olduğu duygusundan başka duygu bilmezdi; kim olursa olsun, her düşmanı alt etme becerisinden emindi. Soluğu öldürücü zehrin berbat kokusunu yayıyor, pençelerinin keskin uçları sert kayada derin oyuklar açıyordu. Uğursuz çenesinde sıralanmış mızrağa benzer dizi dizi dişler, en kalın deriyi bile parçalayabilirdi. Ancak en beteri canavarın bakışıydı; baktığı her canlı varlığı katışıksız taşa dönüştürebilen bir basilisk bakışı. Bu dev gibi ve korkunç yaratık, türünün en irilerindendi. Korku nedir bilmezdi. Avcı, aynı gün daha erken
saatlerde de yaptığı gibi, basiliskin geçişini izledi. Sekiz ayaklı canavar, burada, avcının arazisine giren davetsiz bir konuktu. Avcı, basiliskin zehirli soluğu ile rothelarından-sofrasının bereketini arttıran küçük, sığır benzeri yaratıklarından-pek çoğunu öldürdüğüne tanık olmuştu ve sürünün geri kalanı ise sonsuz dehlizlerden aşağı körlemesine, belki de asla dönmemecesine kaçışmışlardı. Avcı öfkeliydi.
![]() |

