16 SUBAT 1988
Bulasıcı bakteriler sanki bir kanalizasyon borusundan fıskırıyormus gibi gelmisti. Bir anda çubuk biçimli milyonlarca mikroorganizma yumurtalık kanallarının bosluğunu doldurdu. Bunlar mukozanın kadifemsi kıvrımları arasına yerleserek epey bol olan besinleri alıp kendi pis dıskılarını salmaya basladılar.
Yumurtalık kanallarının iç tarafını olusturan hassas hücreler, ansızın saldıran bu güruh karsısında çaresiz kalmıslardı. Bakterilerin pis kokulu dıskıları - proteinler ve yağlar - asit gibi
yakıcıydı ve normal islevi bir yumurtayı rahme doğru yürütmek olan hassas kılçıkları bir anda yok ediyordu. Boru biçimli hücreler gövdeden imdat isteyen koruyucu ve haberci kimyasal maddeleri salgılamaya basladılar. Ne yazık ki, bu salgıların bakteriler üzerinde hiçbir etkisi yoktu. Mikrobiyoloji laboratuvarlarından yeni çıkan tıp öğrencileri bu bakterileri hemen tanırlardı. Yağ içeren bakteri hücrelerinin duvarları asitlere dayanıklıydı ve asit alkolüyle renklerini
kaybetmezlerdi. Tıp öğrencileri hep bir ağızdan, «Tüberküloz!» diye bağıracaklardı. Ancak boru biçimli hücreler için türü ne olursa olsun bakteri sorun demekti.Hücrelerin saldıkları haberci kimyasal sıvılar, yeryüzündeki bir milyar yıllık yasam boyunca gelistirilmis olan karmasık bağısıklık savunma sistemini harekete geçirmisti. Kimyasal sıvılar yerel kan damarlarında bir değisim meydana getirdiler. Kan akısı hızlandı,
hücreye plazma dolmaya basladı. Granülosit adı verilen ön savunma hattı hücreleri kandan doğrucabakterilere saldırdılar. Bu hücreler içlerinde güçlü enzimler olan baska kimyasal maddeler salgıladılar. Aynı zamanda bakterilerle doğrudan doğruya bir çarpısmaya da girdiler. Bu, onlar için intihar saldırısından farksızdı, granüllerini bosaltan granülositlerin hemen hepsi ölüyordu.

