Hazret! İse onlara dedi ki: «Dostumuz Lazaruz uyuyor, ama ben gidip onuuykusundan uyandırabilirim.»Bunun üzerine havarileri birbirine baktılar ve bazıları İsa'nın mecazi anlamdakonuştuğunu bilmediklerinden gülümsediler. «Efendim, eğer o uyursa daha iyi
olur,» dediler.O zaman Hazreti İsa onlarla daha yalın konuştu. «Lazarus öldü, evet... yine debiz ona gidelim.»YOHANNA İNCİLBabasını üç yaşında kaybeden Louise Creed. büyukbabası-,n mç tanımadığı gibi.orta yaşlılığa geçerken bir baba bulacağı-m Aklına bilegetirmemişti, ancak olanda buydu işte. Bir insa-nm babası olması gereken kişiyi yaşamının epey geç bir döneminde bulduğu zaman yaptığı gibi, bu kişiye «dostum» diyordu Kam; ve iki çocuğuyla Ludlow'dakı büyük ahşap eve taşındıkları akşam tanışmıştı onunla.Vinston Churchill de onlarla birlikte •aşınmıştı. Church kızı Eıleen'ın kedısiydi.
Üniversitenin konut arama komitesi çok ağır çalışmış, üm-vtrsiteye gidip gelecek ufaklıkta bir yer bulmak tüyler ürpertici bir serüven olmuştu-, öyle ki. orası olduğuna kesinlikle inandığı (bütün işaretler vardı işte... Sezar'ın öldürülmesinden önceki gecenin gök işaretleri gibi. diye düşündü Louıs) yere yaklaştıkli-nnda hepsi de yorgun, sinirli ve gerilim içindeydiler. Gage'n dişleri çıktığı gibi bütün gün mızmızlık edip duruyordu. Rachel ne kadar ninni söylese de uyumuyordu çocuk. Saati olmamasına rağmen meme vermeye bile kalkışmıştı. Oğlan ağzına sokulan memebaşını hart diye ısınvermişti. Tüm yaşamı boyunca oturduğu Chicago'dan Maine'e taşınmalarını hâlâ pek kavrayamamış olan Rachel hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Eileen de annesine katılmıştı hemen. Steyşın vagonun arkasında Church yolda bulundukları on üç günden beri olduğu gibi huzursuzca adımlayıp duruyordu kapatıldığı daracık yeri. Kafeste bulunduğu sırada miyavlamasına dayanamamışlardı; ancak kedinin serbest bırakıldıktan sonra arabanın içindeki bu durmadan yürümesi insanın sinirlerini harap ediyordu.

