Haaatuırlaaaa
Seeeen Haaatmırlaaaa
Ooooooo Güüüüünleeeeerii
Kafasındaki bulanıklığa rağmen bu sesleri yine de duyuyordu.
Ama sesler bazen o can acısı gibi kesiliveriyordu. O zaman geride sadecebulanıklık, sis kalıyordu. Karanlığı hatırlıyordu. O bulanıklıktan öncekikopkoyu karanlığı. Bu bir ilerleme gösterdiği anlamına mı geliyordu? "Işıkyaratılsın! Bulanık ışık bile güzeldir. Ve ışık güzeldi. Falan filan. Öyle mi?"Karanlıkta o sesler var mıydı? Bu sorulann hiçbirinin cevabını bilmiyordu.Bunlan sormanın bir anlamı var mıydı? Bu sorunun da cevabını bildiğini sanmıyordu.Can acısı seslerin altında bir yerdeydi. Güneşin doğusunda ve kulaklannmgüneyinde. İşte bütün bildiği bu kadardı.Stephen King Onun için bu sesler uzun bir süreden beri dış dünyayla ilgili tek gerçekti. Bu süre ona çok ama çok uzun gelmişti. Öyleydi de. Var olan can acısı ve o fırtınalı sis, o bulanıklıktı. O bulut! Kim olduğunu bilmiyordu. Nerede olduğunuda. Ama bunu bilmek istediği de yoktu. Sadece ölmüş olmak istiyordu. Ne var ki, kafasına, bir yaz fırtınası sırasında görülen bulutlar gibi çökmüş olan acı dolu sis yüzünden bu isteğinin de farkında değildi.Zaman geçerken acı çekmediği süreler olduğunu sezdi. Düzenli aralarla oluyordu.Bu sersemlikten önceki yoğun karanlıktan kurtulduğundan beri ilk kez kafasında
bir düşünce belirdi. Revere Kıyısında, kumsaldan uzanan bir kazıkla ilgiliydi.Annesiyle babası onu çocukken sık sık Revere Kıyısına götürürlerdi. Ve o battaniyenin kazığı göz hapsine alabileceği bir yere serilmesi için ısrar ederdi. Bu ona gömülmüş bir ejderhanın dışarı uzanan dişi gibi gözükürdü. Oturup suyun yaklaşmasını, sonunda kazığın üzerini örtmesini seyretmekten çok hoşlanırdı. Ama saatler sonra o çürümüş kazık tekrar belirmeye başlardı.

