Kırk beş elli yaşlarında, kısa boylu fazlasıyla açıkgöz, sinirli bir ihtiyardı satıcı. Artık emekliye ayrılması gerekiyordu.Ama o işini seviyordu. Bu işi bırakmaya hiç niyeti yok gibiydi.Üzeri mavi bir çadırla örtülü olan arabasını çok güçlü bir at çekiyordu. Buna rağmen bütün hıncını attan çıkartırmışçasına kamçısını havada sallayarak atın üzerine indirdi. At kamçının sırtına verdiği acıyla hissedince can havliyle daha da hızlandı. Zaten ne yapsa yaranamıyordu bu çirkin ihtiyara.Tepecik köyüne girmek üzereydi mavi çadırlı araba. Son umuduydu bu köy. En azından günün yorgunluğunu unutturacak kadar satış yapmayı bekliyordu.Tepecik köyü, köyün arkasından bulunan küçük bir tepeden almıştı ismini. On beş yirmi haneden oluşan yeşil ve zengin bir köydü. Tepe köyün kuzeydoğusunda bulunuyordu. Tepenin bittiği yerle köyün en kuzeydoğusunun birleştiği yerdeydi Ferhatların evi. Henüz altı yaşında üç kardeşli bir ailenin en büyük çocuğuydu Ferhat, önümüzdeki yıl okula başlayacaktı. Babasının maddi durumu üzerine yansımıştı. Eski bir gömlek, paçaları kesilerek kısaltılmış bir pantolon ve yaz kış ayağından çıkarmadığı koyu renkli bir çizme. Ama onun o güzel kirli yüzü ile bir defa
gülmesi bütün bu dış görünüş safsatasını geride bırakıyordu. Kendisi, anne-babası ve iki küçük kardeşi ile köyün en küçük evinde yaşıyorlardı.Ve Busi; O, Ferhat’ın en sadık dostu. Yaşları hemen hemen aynı, cüssesi ise Ferhat’ın cüssesinden daha iri olmasına rağmen onun her dediğini yerine getiriyordu. Yüzyıllardır atalarının yaptığı o kutsal görevi oda kendine düşenleri yerine getirerek büyük bir hazla devam ettiriyordu. Ferhat her gün köpeği Busi ile birlikte tepeye çıkar, günlerinin yarısını orada geçirirlerdi. Orada kendi hayal ürünü ile taşlardan yaptığı tahtına oturur ve önünde bekleyen köpeğine emrini verirdi.
![]() |

